İnsanlığın kıymetini bilmediği, acı çektirdiği ve öldürdüğü Turing’in eşcinselliğine bir gönderme midir bilinmez ama Apple’ın ilk logosunun neden gökkuşağı renginde olduğunun hala kesin ve net bir açıklaması yok.
Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde buhran dolu hayatına son vermek için içerisine siyanür enjekte ettiği elmayı yiyerek ölen bir dahi varmış…
Oysaki masallar iyi başlar ve iyi biterler, devler yenilir, prensesler güler. . .

Ne tuhaftır ki yetişkinler masallar anlatırlar ve çocukların bu anlatılanlara inandığını düşünürler. Oysa ki bu inanç bile masalsıdır aslında. . .

Masal gibi bir hayat, hayata son verince başlayan bir masal!
Rivayete göre, Apple’ın kurucularının şirketin logosu olarak ısırılmış bir elma seçmelerinin nedeni bu tuhaf bilgisayar dehasına olan hayranlıklarıymış!

İnsanlığın kıymetini bilmediği, acı çektirdiği ve öldürdüğü Turing’in eşcinselliğine bir gönderme midir bilinmez ama Apple’ın ilk logosunun neden gökkuşağı renginde olduğunun hala kesin ve net bir açıklaması yok.

Şimdi tüm bunların hacrinde homoseksüel bir pamuk prensesin yine elmayla son bulan ama öpücükle uyandırılamayan hikâyesini duymaya hazır mısınız?

Ya da Time dergisinin 1999’da ’20’nci yüzyılın en önemli 100 insanı’ listesine aldığı, her yıl adına (bilgisayarın Nobel’i sayılan) bir bilim ödülü verilen, bilgisayarın mucidi, yapay zekánın önemini ilk anlayan dáhî matematikçi Alan Turing’in duyulmayan, gizlenen, sansürlenen ilginç öyküsünü. . .

Hindistan’da görevli bir devlet memurunun ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Turing o kadar utangaç ve sıkılgandı ki, devlet okuluna uyum sağlayamadı. Belki de onun okuldan atılmasını, matematiğe olan olağanüstü kabiliyeti engelledi. 16 yaşında, Einstein’in izafiyet teorisinin en karmaşık kanunlarından birini, kimsenin yardımı olmadan ispat etmeyi başarmış, 1929’da platonik bir aşkla tutulduğu, fen dehası bir sınıf arkadaşı ölünce, teorik matematik ve hemcinsleri Alan’ın en büyük tutkusu haline gelmişti.

Princeton’da okuyan Turing, bilimsel araştırmaları ve yayınlarıyla kısa sürede ve çok genç yaşta uluslararası bir şöhret kazandı. Ancak dengesiz karakteri ve tutarsız davranışları
Turing’in hayatını zorlaştırmaya devam etti. Bazı matematik problemlerinin çözümsüz olduğunu ispatlayarak, dönemin en önemli bilimsel tartışmalarından birine son veren Turing, yayımladığı tarihî bir bilimsel makalede teorik ve matematiksel temellere dayalı bir ’sanal makine’den söz ediyor ve ’her türlü matematiksel hesabın bu sanal makineyle yapılabileceğini’ öne sürüyordu. 1950’deki ikinci bir makalede ise hesaplama mekanizması ve (yapay) zeka ile ilgili tartışmalara cevap veriyordu.

Bilim tarihine ’Turing Makinesi’ olarak geçen ’sanal makine’ bilgisayar ilminde çok önemli bir gelişme kabul edilir ve Bilgisayarın atası olarak bilinir. İkinci Dünya Savaşı, Turing için bir dönüm noktası olarak gösterilir. Deliliği dahiliği kadar çok konuşulan Turing İngiliz istihbaratının Oxford ile Cambridge arasındaki Bletchley Park’taki ’şifre merkezi’nde görev aldı. 1939’da, Almanlar’ın efsanevi kripto sistemi Enigma’yı çözmek için varını yoğunu ortaya koydu. Bunun için, Turing’in bir ’şifre çözme makinesi’ geliştirmesi gerekiyordu. Her gün, Enigma’nın 159 milyar kere milyar olası anahtarı arasından hangisinin o günkü kriptoyu çözmeye yarayacağını bulacak bir ’mucizevî’ makine!

Turing, 1930’larda Polonya’da yapılan matematik araştırmalarının buluşlarından yararlandı. 1941’de ‹Turing Bombası’ denilen bir metre yüksekliğindeki ’dolapları’ geliştirdi. Bu makineler, Alman genelkurmayı ile Atlantik’teki denizaltılar arasındaki şifreli yazışmaları bir iki saat içinde çözmeyi başardı.

Turing, pazar günleri bisikletle kırlarda gezmeye çıkarken, saman nezlesinden korunmak için gaz maskesi takan, lafların yarısını yuttuğu için ne dediği iyi anlaşılmayan, pantolonunu tutmak için beline ip bağlayan bir adamın bilgisayarın ilk mucidi olarak görmeyi belki bizlerde yadırgardık. . .

Belki de bu sebepten ötürü savaş kazanılıp, günlük hayatın rutinine, idari aksaklıklara, sosyal hoşgörüsüzlüğe geri dönüldüğünde, Turing için zor günler yeniden başlayacaktı.
Enigma şifrelerini kıran ve neredeyse dünyanın en önemli sırlarını elinde bulunduran mezcupvari bir adam güvenilmezdi.

Bu sırrın korunması bahanesiyle, İngiliz gizli servisi Turing’in ’özel hayatını’ kurcalamaya başladı. Homoseksüel ve yarı meczup bir bilim insanı Soğuk Savaş yıllarında çok tehlikeli ve bir an evvel ortadan kaldırılası bir engeldi.

Alan Turing, 1952’de ’alenî ahláksızlık’ iddiasıyla yargılandı. Turing’e 2 yıl hapis, yahut ’kadın hormonuyla tedavi’ yani kimyasal kısırlaştırma cezası verildi.

Dáhî matematikçi ikinci şartı, yani hormon iğnelerini tercih etti. Önce iktidarını kaybetti, sonra göğüsleri büyüdü.Tedavinin birinci yılında, hamsin yortusunda, her gece yaptığı gibi bir elma yedi ve yatağına uzandı. Elmaya siyanür enjekte etmişti. Bir daha uyanmadı.

Efsaneye göre, Pamuk Prenses ve Yedi Yüceler, dáhî matematikçinin en sevdiği masallardan biriydi; Turing, arkadaşlarının önünde, masaldaki cadı-kadının sözlerini ve sesini taklit etmeyi çok severdi: ’Elmayı zehir dolu suya yatır ki uyutan ölüm içine sızsın!..

an Turing’i utançtan ölüme gönderen kanun, İngiliz yasalarından ancak 1967’de çıkarıldı.

“Olağanüstü katkısı olmasaydı, İkinci Dünya Savaşı’nın tarihi çok farklı yazılırdı, demek abartılı olmaz” diyordu Brown, “Bir birey olarak, katkısı savaşın gidişatını değiştiren bir kaç insandan biriydi.”

Bilim insanları bu büyük dâhinin değerini bildi ve onu asla unutmadı.

Hatta, bilgisayar dünyası doğumunun 100’üncü yıldönümü olan 2012’yi Alan Turing Yılı olarak kutlamaya hazırlanıyor.