Son zamanlarda çokça tartışılan LGBTİ dernekler konusu üzerine Can Çavuşoğlu düşüncelerini metrosfer.com’da paylaştı.

İşte Can Çavuşoğlu’nun o yazısı

Bir seneyi aşkın süredir Türkiye’deki LGBTİ hareketi ve bu amaçla çalışan dernekleri farklı mecralarda tartışmaya açtım. Elimden geldiğince ve objektif kalarak fikirlerimi savundum ve halen de savunmaya devam ediyorum. Fikir tartışmalarında her zaman tez, antitez ile karşılanır. Doğanın kanunu gereğidir, aksiyonun reaksiyona dönüşmesi. Aslında birbirini tamamlayan olgulardır bunlar ama çok azımız farkındayızdır (sentez).

Türkiye’deki LGBTİ Hareketi analiz ederken somut bakış açısıyla hareket ettim hep. Önce gerçekleri ortaya serdim. Dünya ve dolayısıyla Türkiye nüfusunun 6-7% oranında eşcinselleri barındırdığı, bu eşcinsellerin farklı siyasi görüşlere sahip olduğu, bağımsız kültürel ve sosyo-ekonomik yapılardan geldikleri ve değişken (bazen kırılgan) coğrafyalarda yaşamlarını sürdürdükleri gibi gerçeklerdi bunlar.

Büyük resmi gösteremiyorsanız eğer, geri kalan bütün detaylar değerini yitirmeye mahkûmdur.

Sonrasında Türkiye’de yaşayan LGBTİ’lerin sorunlarının asıl sebebinin eğitimsizlik olduğunun altını çizdim. Türkiye, yuttuğu böceği öldürmek için zehir içen insanların ülkesidir. Gülmeniz veya üzülmeniz bu gerçeği değiştirmez. Dolayısıyla eşcinselliğin ne olduğunu bilmeyen/yanlış bilen bir topluma homofobiyi veya sosyal eşitliği anlatmanızın imkânı yoktur. Bu toplumda özgür yaşamak, herkesle eşit haklara sahip olmak istiyorsak önce 6-7%’lik dilimin içinden çıkan bir kaç cesur yüreğin toplumun geri kalanına bizleri doğru anlatması gerekir.

Gelişmiş ülkelerde bu ve benzeri eğitimler devlet tarafından ilkokullarda verilmeye başlanır. Televizyon kanallarında yayınlanan programlarla desteklenir, kitaplarla yaygınlaştırılır ve sonucunda saygıya dayalı ortak bir toplum bilinci oluşturulur. Anayasamızda yer almasına rağmen “İnsan Hakları ve Eşitlikler” gibi kavramlar ülkemizde maalesef sadece bazı üniversitelerin ilgili bölümlerinde okutulmaktadır.

Yaşayarak öğrenen bir toplum Türkiye. Bizler ezilerek ezilmemeyi, en kötüsü de ezmeyi öğrenen bir toplumuz.

Devletin yetersiz kaldığı bu tür durumlarda sivil toplum kuruluşları devreye girer. Tek başına sesini duyuramayan çığlıkların sığındığı son limandır buraları. LGBTİ hareketinde bizleri dernekler temsil eder, daha doğrusu etmelidir.

İşte tam da bu noktada kendi içimizde bir duvara tosladığımızı düşünüyorum.

Türkiye’deki LGBTİ harekette öne çıkan dernekler haklarımızı hangi düzeyde savunmaktadırlar? Bizi toplumda nasıl temsil etmektedirler?

Nüfusun çoğunluğunu oluşturan 93% heteroseksüel bireye sesimizi, acımızı, bizim yaşadıklarımızı, bunların hepsini geçiyorum, kim olduğumuzu yani eşcinselliğin ne demek olduğunu doğru anlatabiliyorlar mı?

Kendi web sitelerine girip yaptıkları faaliyetleri incelemenizi arzu ediyorum. Yazıyı fazla uzun tutmamak adına sadece birkaç örnek paylaşacağım.

Eğitimin öneminden söz etmiştim. Herhangi bir meslek konusunda diploması olmayan LGBTİ bireylere üniversitelerle ortak sertifika programları düzenleyerek gelecekte kendilerine daha uygun iş imkânları sağlamak yerine ücretsiz yoga derslerine katılabilirsiniz (Lambda İstanbul).

“Travestiyiz, Buradayız, Alışın, Gitmiyoruz! Eylemi” LGBTİ toplumu ve insan haklarına duyarlı kurum ve kişiler adına bizler burada yaşayan transseksüel arkadaşlarımızın sorunlarını ve tanıklıkları temelinde sordukları soruları sahipleniyor, kamuoyu önünde tekrarlıyor ve ikna edici cevaplar alıncaya dek tekrarlayacağımızı duyuruyoruz (İstanbul LGBTİ). Bu bildirinin altında tam 7 derneğin/oluşumun imzası yer alıyor ve “tekrarlayacağız” deniyor ya, işte o tekrar bir türlü gelmiyor.

Travestiler ve eşcinseller öldürülmeye, dövülmeye, gasp edilmeye, aşağılanmaya ve dışlanmaya devam ediyor.

Pembe Hayat Derneği giderek artan toplumsal muhafazakârlaşmaya inat; insan haklarından hukuka, medyadan sağlığa ve eğitimde nefrete karşı savunuculuk faaliyetlerini devam ediyor. 3-5 Kasım Eskişehir Anadolu Üniversitesi, 7 Kasım Bursa Uludağ Üniversitesi, paneller, söyleşiler, oturumlar, yuvarlak masalar, çalıştaylar aralıksız sürüyor, değil mi?

Sağlık çalışanları için “Ne Hastalık, Ne Suç, Ne Günah!” kitapçığı yayınlanıyor (KaosGL). 10 uzman katkı veriyor bu kitapçığa, aralarında profesörler var. Amacı; sağlık çalışanları, sosyal hizmet uzmanları, ruh sağlığı uzmanları ve psikolojik rehber ve danışmanlar arasındaki iletişimi kolaylaştırmak. Basım adedi, Türkiye’de kaç ilde hangi hastanelere dağıtıldığı konusunda bir bilgi yok. Şimdi de “Ne Hastalık, Ne Suç, Ne Günah!” adında bir kitapçığın 100.000’lerce basılıp asıl okuması gereken halka dağıtıldığını bir düşünün.

Araştırırsanız yıllar içerisinde bunun gibi yüzlerce etkinlik, proje, seminer, sergi, film gösterimi ve kitapçık bulabilirsiniz. Eğer hedef kitleniz yanlış ise bin tane etkinlik yapsanız faydasızdır. Derneklerin amacı sadece bunları yapmış görünmekse ise zaten sözün bittiği yerdeyiz demektir.

Arı gibi çalışıyorlar ama ortada bal yok.

O zaman akla şu soru geliyor; bu çalışmaların Türkiye’deki LGBTİ harekete ve topluma geri dönüşünü hesaplanamıyor mu?

Burada fazla teknik detaya girmeden bir parantez açacağım. Bitirilen her projenin sonucu iki türlü ölçümlenir; niteliksel ve niceliksel. Niteliksel sonuçlar rakamlarla ifade edilir, maliyeti 50.000TL olan renkli 10.000 adet kitapçık basıldı, düzenlenen panele 20 kişi katıldı, panel misafirlerine 6.000TL harcandı, gösterilen filmi 23 kişi izledi, salon ücretsiz veya kirası 2.000TL idi vs..

Sivil toplum kuruluşları için asıl önemli olan ise her zaman niceliksel verilerdir. Bu kitapçık kaç heteroseksüel kişinin eline geçti ve okundu? Panele katılanlardan kaç tanesi gene heteroseksüeldi ve bizim hareketimizi ne kadar ileriye götürebilirler? Film gösterimi basında haber olarak yer aldı mı? Kaç kişi tarafından okunmuş, izlenmiş olabilir?

Anlaşılacağı üzere Türkiye’deki LGBTİ Derneklerin projelerinde hem niteliksel hem de niceliksel sorunlar yaşanmaktadır.

Bir de üzerine sosyal medyada uzun zamandır tartışılan, belli bazı derneklerin AB fonlarından astronomik rakamlar aldığına dair söylentiler konuyu iyice tatsızlaştırmakta, LGBTİ bireylerin kafasında soru işaretleri oluşturmaktadır.

Her yıl bu tür projeleri desteklemek adına Türkiye’ye giren fonların toplamı nedir?

LGBTİ Dernekler neden mali tablolarını (gelirler ve giderlerini) topluma açıklamaktan kaçınmaktadırlar?

Derneklerin yönetiminde yıllardır hep aynı isimlerin yer alması size de enteresan gelmiyor mu? Yürüttükleri dernekçilik faaliyetlerinden her ay ne kadar maaş almaktadırlar? Yerlerini dolduracak başka gönüllüler neden çıkmamaktadır?

Bu sorulara bir sonraki yazımda cevap arayacağım.

Lütfen beklemede kalınız…

Can Çavuşoğlu

www.cancavusoglu.info