Bu benim hikayem…

11 yaşındayken, okuldan bir kıza karşı, cinsellik içermeyen ama arkadaşlığın ötesinde olduğunu bildiğim ve anlamlandıramadığım duygular beslemeye başladım. Çocukluk ya, kızın adını da defterlere falan yazıyorum estikçe. Ablam kızın ismini defterimde (sayfaları kaplıyordu tamam da ne var yani) görene kadar çok masum olan bu olay, onun bağıra çağıra “bir kızın ismini deftere yazmamın aptallık olduğunu ve benim akılsız bir özenti olduğumu”, hayatım boyunca görebileceğim en aşağılayıcı biçimde ifade etmesiyle 18 yıl sürecek utancın başlangıcı olacaktı benim için.

Bir süre sonra bir erkek arkadaş edindim. Edindim diyorum çünkü yapmak zorundaymışım gibi hissediyordum, seçtim ve kabullendim. Ailem bu ilişkiden çok memnun olup akşamları da onunla dışarı çıkmama izin verince (lise döneminde bu izinleri almak başka türlü mümkün olmuyordu) uzun süre devam ettirdim birlikteliği. 3,5 senenin sonunda, ne olduğunu anlamadığım “eksiklik” nedeniyle bitirdim ama o eksiklik her ne ise başka erkeklerde illaki tamamlanacaktı ve ben doğru erkeği bulmalıydım. Başka başka hatta bissürü bissürü erkekle devam eden arayışım sırasında yeniden bir kadın girdi hayatıma. Sevgilimin arkadaşıydı… Kurduğumuz sağlam dostluk benim için boyut değiştiriyordu ama ne olduğunu yine kestiremiyordum. Ablamın dediği gibi özentimiydim acaba, özenti neydi ki ayrıca?

Lezbiyen falan olamayacağıma göre kesin çok sağlam dostluk anlayışım vardı. Aşk acısı çeken tüm kız arkadaşlarıma da “amaaan alt tarafı erkek, kızım ben baktım, pipi hepsinde var… Arkadaşlık daha önemli salla yenisi gelir” deyip duruyordum zaten. Pipi demişken; onu kaldıran şeylerin benim için özel bir anlam ifade etmediğini belirtmek isterim. Homofobik bir karakterim zira. Şöyle ki; kadınlar soyunurken bakmam, yanlarında soyunmam, millet kadın doktor ararken ben erkek doktor bulana kadar dolanırım ve ailem ya da dostlarım dışındaki kadınlarla fiziksel temas kurmaktan özenle kaçınırım (erkek ağdacı bile aradım, o derece). Hatta bir gay arkadaşım bu tavırlarım nedeniyle imalı imalı sırıtıp “sende de var bir şeyler ama çözücem ben” diyerek gerdan kırmıştı. Cevap verememiştim! Ne demek istediğini bal gibi anladığım halde her zaman yaptığım gibi “hadi len, ibinee” demektense odama kaçmayı tercih etmiştim. Ben onun ima ettiği şey olamazdım. Hem zaten biseksüel olduğunu öğrendiğim ev arkadaşımla evi ayırmam üzerine geçmişti bu konuşma aramızda. Ne alaka yani, çüşş… Neyse kadına geri dönelim; gayet güzel bir dostluğumuz vardı. Tek sıkıntım sık sık sevgilisiyle arasını düzeltmek zorunda kalmamdı. O çocuğun hayatımızdaki varlığından hiç hoşlanmıyordum. Lezbiyen değildim arkadaşlar, çocuk gıcıktı.  Bir gün aceleyle dışarı çıkmamız gerektiğinde yanımda aniden soyundu. Hemen kafamı çevirdim ama o an gördüğüm beden ve sevgilisi olacak erkek kısmısı gözümün önünde birleşiverdi. Ögghhh dedim ya lanet gelsin, seksten soğudum yeminle (içimden tabi) Niye böyle bir şey düşündüm diye şaşırdım kendime. Başkasıyla sevişmesini kıskanmış olamayacağıma göre o sinir çocukla yakıştıramadığımdan öyle olmuştur o. Öyledir öyle…

Çevremdeki kimse onu sevmiyordu ne yazık ki. O yüzden hep savunma durumundaydım. O anlardan birinde “sen de ona hiç laf ettirmiyosun haa, sevgilini korumadın bu kadar” diyen ses beni 11 yaşına geri götürdü. Sanki ablam bağırıyordu. Onun alaycı aşağılayıcı sesi kulağımdaydı resmen. Kanım dondu! O kadar rahatsız oldum ki hiç istemesem de, saçma sapan bir bahane uydurup arkadaşlığımızı bitirdim. Yeni sevgililer buldum bu süreçte ama hiçbiri benim bir erkeği sevebilmem için sıraladığım 1.590.384.837 kriteri karşılamıyordu. İki sene sonra dünyada tanıyabileceğim en iyi kadınlardan biri çıktı karşıma. İkimizin hayatının da karışık olduğu bir dönemdi ve ben yine çok mu çok dost oluyordum. Bu sefer sevgilimden derhal ayrılmıştım, derslerden kalan tüm zamanımı ona ayırıyordum. Öpüşmeyi hem duygusal hem de kadınsı bulduğum için liseden sonra hiçbir erkekle öpüşmemiş hatta filmlerdeki öpüşme sahnelerine bile bakamayan bir insan olarak konuşurken dudaklarına baktığımı fark ettiğimde, “Aaa! İyice azdım ayol uçana kaçana yürüyorum” diyerek eski sevgilimi aradım. Lezbiyen olamayacağıma göre abazaydım. Bu duygular bir süre daha devam edince araya mesafe koymayı uygun buldum ve kafamda bitene kadar görüşmedim onunla.

3 sene sonra çok yakın arkadaşlarımdan biriyle nişanlandım. Nişan günü giyotine gidiyormuşum gibi hissediyordum kendimi. Kısa süre sonra nişanı attım ve uzun müddet bir sevgilim olmadı. Sonunda bir adamla tanıştım. Yakışıklı, kültürlü, çok keyifli biri ama ben yine hiçbir şey hissedemiyordum. Ailemin “aman da ne güzel çocuk, konuşun, buluşun bak bunu da beğenmedim dersen gebertirim seni” tehdit ve telkinleri ile tamam dedim. Aramızdaki cinsel yakınlaşma esnasında hiçbir şey hissetmeyince aklım çıktı. O kadar bir şey hissetmiyordum ki; içimden geçen “O dokunduğu yer neresi ya? Neresi ki o? niye hissetmiyorum ki ben? Kız yoksa seks, yapmayınca unutulan bir şey miydi?” sorularıyla şaşkın şaşkın vücuduma bakıyordum. Devam edemedim…

Bu olayın sonrasında biricik dostumla ilişkiler üzerine konuşurken bana NORMAL olmadığımı ifade etti. Şaşkındı yaptığım yorum karşısında…

O şaşırınca ben de şaşırdım bu bana özgü bir şey mi ki diye…

Ben biseksüel miydim yoksa?

Kendimi netteki gay sitelerine attım hemen. Önüme çıkan herkese hislerimi anlatıp “sizce ben biseksüel miyim?” diye sordum. Ben içimi rahatlatacak “HAYIR” cevabını beklerken çoğunluk lezbiyen olduğumu söyleyince haftalarca yemeden içmeden kesildim. Öyle dan diye de söylenmez ki canım…

Şimdi durumu kabullendim ama bastırmış olmamı hala hazmedemiyorum. Kendime yaptığım kötülüğü kabul edemiyorum. Ne için zorladım kendimi erkeklerle birlikteliğe? Yarı yolda bıraktığım nişanlımın ne suçu vardı? Ben o kadar sevgiliye rağmen ki yalnızlığımı kime borçluyum?

Yakın zamanda aileme açıklayacağım. Çektiğim eziyeti anlayacaklarını umuyorum. İyi dileklerinizi eksik etmeyin.