Eşcinsellik , ayni cinse ait iki bireyin duygusal ve cinsel birlikteliğidir.Eşcinsellik herhangi bir hastalık, zihinsel uyumsuzluk ya da duygusal bir problem değildir. Eşcinsel ilişki iki kadın ya da iki erkek arasinda gelişir, duygusal veya cinsel tatmin açısından heteroseksüel bir ilişkiden hiçbir farkı yoktur.

Eşcinsel eğilimler sadece belli bir insan tipi için geçerli değildir.Toplumun herhangi bir alanında hiç eşcinsel bulunmaz gibi bir kısıtlama yapmak mümkün değildir. Eşcinseller de heterosksüeller gibi toplumun her kesiminde varlık gösterirler. Doktorlar , akademisyenler gibi yüksek kültür sevisyesinde eşcinseller olduğu gibi, taksicilik ya da hemşirelik yapan, ya da sadece ilkokul mezunu olabilmiş eşcinseller de mevcuttur. Bir insanın cinsel yönelimleri , onun eğitim seviyesine, okur-yazarlığına, yaşına, konuştuğu dile, inandığı ya da inanmadığı dine, mensup olduğu millete bağlı değildir. Yani toplumun her kesiminde , her yaştan,dil,din ve ırktan eşcinsel birey bulunabilir.

İnsanların cinsel yönelimlerini birçok biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktör etkiler , ancak bilim adamları yine de insanın cinsel yönelimlerindeki çeşitliliğin sebeplerini kesin bir şekilde açıklayamamaktadırlar. Bir grup embriyolojist ve psikolog ,bireyin henuz anne karnındayken cinsel yönelimlerinin belirginleşitiğini savunurken; bir grup da bunu ,bireyin genlerinin yani sira içinde yetiştiği sosyolojik ve psikolojik çevrenin belirlediğine inanıyor. Ancak iki grubun da varsayımları kesin kanıtlara dayandırılamamakta .Bilinen gerçekler şunlardir ki ilk cinsel eğilimler bireyin erken ergenlik döneminde, henüz hiçbir cinsle hiçbir cinsel birliktelik yaşamadan ortaya cıkar , ve bireyin seçimine bağlı değildir.Bence eşcinsellik çoğumuzun sandığı gibi “cinsel tercih” değildir , yemekte kırmızı mı beyaz mı sarap içeceğinizi seçebilirsiniz ama eşcinsel mi heteroseksüel mi olacağınızı seçmek gibi bir durumunuz yok. Eğer eşcinselseniz eşcinselsiniz “Ben bu işi sevmedim, hem kendime uygun sevgili bulamıyorum hem de üzerimde çok baskı var , ben heteroseksüel olacağım” demek gibi bir seçeneğiniz yok.

Cinsel yönelimler de insanın benliğinin, karakterinin, varlığının bir parçası. “Normal”den farklı cinsel yönelimlerinizi inkar ederek, görmezden gelerek ya da bastırarak gerçek bir mutluluğa, sağlam bir kişiliğe asla sahip olamazsınız. Eşcinsellik psikolog ve psikiyatristler tarafından uzun yıllar boyunca kişinin bütünlüğünü sağlayan doğal bir cinsel yönelim olarak değil de kişinin mutsuzluğuna sebep olan bir psikolojik bozukluk olarak görüldü, ve bir hastalık olarak değerlendirildiği için de tedavisi olduğu düşünüldü .Bunun için eşcinsel bireye türlü terapiler uygulandı. Freud’un “Bir eşcinseli heteroseksüelle dönüştürmedeki başarı olasılığı tersinden fazla değildir.” uyarsısına rağmen bu konuda çalışmalar yürütüldü. Geçici başarılar sağlandığı iddia edilse de kesin bir başarı hiçbir zaman sağlanamadı. Ve sonunda eşcinsellik 1976 yılında Amerikan Psikiyatri Derneği’nin zihinsel hastalıklara ilişkin resmi listesinden çıkarıldı.

Eşcinsellik aslında sanıldığı kadar da doğaya aykırı bir durum değil. Hayvanlar aleminde de hemcinsiyle ilişki kuran hayvanlar var. Aslında belki de bizim düştüğümüz yalnış iki cinsi yani erkeği ve kadını birbirinden tamamen ayrı düşünmek . Ama o kadar da birbirinden farklı değil bu iki cins, yani kadınlar da erkeklerle simgeleştirilen davranışlar sıkça görülebilir, erkekler de kadınsal davranışlar gösterebilir ve bunun hiçbir anormalliği de yoktur. Sonuçta erkekte de kadınlık hormonu salgılanıyor, kadında da, aynı sey erkeklik hormonu için de geçerli. Yani kadınlığı ya da erkekliği sınırlı çizgiler içine oturtmaya çalısmak çok yalnış. Ayrıca embriyolojist ve psikologlarin fikir birliğine vardığı bir konu şudur ki insan hormonal ve kas yapısı olarak biseksüel bir yapıya sahiptir.

Eşcinselliğin cinsellikle değil de sevgiyle ilgili olduğu söylenmiştir. Eşcinselligi tanımlamak her ne kadar zor olsa da ; eşcinselin kendi cinsinden birine aşık olan kişi olduğu açıkça söylenebilir. Karl Wrich’in dediği gibi : ” Doğa, gerçek aşkın olduğu yerdedir.”

Toplumsal bakış:

Eşcinsellerin nasıl bir yaşamı olacağını büyük ölçüde yaşadikları toplumun eşcinselliğe karşı tutumu belirlemektedir. Eşcinselliğe karşı önyargı farklı olan bireye duyulan düşmanlık olarak açıklanabilir. Eşcinsellik karşıtı olan bağnazlık eşcinselligin birçok toplumda “cinsiyete bağlı güç” yapısını tehdit etmesinden de kaynaklanır. Amerika yerlilerinde kadın ve erkek toplumsal anlamda eşit rollere sahipmiş, bu yerli kabilelerde eşcinsel birey coğu zaman özel yetenekleri nedeniyle el üzerinde tutulurmuş. Öte yandan , askeri ve erkek egemen bir hiyerarşiye sahip olan Aztek uygarlığında ise eşcinsellik ölüm cezasıyla cezalandırılan bir suçmuş.

Tarihte eşcinsellik sık sık kurum ve kişilere iftira ederek onları kötülemek , karalamak hatta yok etmek için bir araç olarak kullanılmış. 13.yüzyilda Fransa kralı IV.Philippe hazinesine göz diktiği Templer Şövalyelerini dağıtmak için onları “tasavvur edilmesi korkunç, öğrenilmesi dehset verici ,iğrenç bir suç, lanetli bir kötülük, şeytan işi , iğrenç bir utançla” suçladı.Bu devletten ayrı , gizli toplantılar yapan salt erkeklerden oluşan bir topluluk için oldukça ideal bir suçlamaydı. Ve sonunda şövalyelerin çoğu tutuklandı ve öldürüldü.

Yakın tarihte yani 19. Yüzyılda bu sefer eşcinsellik suçlamaları iftira etmek için değil de , gerçek eşcinselleri toplumdan dışlamak ve mahkum etmek amaçlıydı. Bu mahkumiyetlerin en bilinen örneği ise İngiliz yazar ve şair Oscar Wilde’ınkidir. Oscar Wilde zengin ve güçlü bir markini oğluna aşık olur, ancak bu Queensberry Markisinin kaldirabilceği birşey değildir. Oscar Wilde’ ı karalamak için oyununun gösterildiği tiyatronun kapısına onu eşcinsellikle suçlayan bir not bırakır. Wilde kendi sonunu hazırlayan bir kararla markiye hakaret davasi acar. Yalnız onun için işler tersine dönmüştür çünki marki Wilde’a karşi çok kesin kanıtlar ortaya çıkarmıştır. Wilde mahkeme salonunda şu etkili konuşmayı yapar ve ceza almaktan kurtulur :

” Bu yüzyılda “adı ağza alınmaktan korkulan aşk” David ve Jonathan’ın arasında olan, Platon’un felsefesinin temel direği, Michealangelo’nun, Shakespeare’in sonelerinde bulacagınız türden genç bir adamın kendinden büyük bir erkeğe duyduğu derin sevgidir… Güzeldir, niteliklidir, sevginin en asıl biçimidir. Doğadışı hiçbir yanı yoktur . Dünya onunla dalga geçer ve bazen onunla kişiyi ceza boyunduruğuna gönderir…”

Ancak açılan diğer mahkemede bu kadar dokunaklı konusamaz ve mahkum olur.

Oscar Wilde’ın yukarıda bahsettigi gibi hepimizin çok yakından tanıdığı bazı isimler tahmin edildiğinin aksine eşcinseldiler : İlkcağ filozoflarından Sokrates, Platon, tarihte bilinen ilk kadın şair Sappho , Rönesans’ın en meşhur isimleri Leonardo Da Vinci, Michealangelo , hemşirelik tarihinin en büyük ismi Florance Nightingale, yazar Virginia Woolf, Emily Dickonson, Jean Genet, Edward Morgan Forster ….

Ve iki sürpriz isim , ünlü kompozitör Tchailkovsky, ve William Shakespeare.( Shakespeare’ in sonelerinin 126 tanesi bir erkege , geri kalan 28 tanesiyse karanlık bir kadına yazılmıştır.)

Kaynaklar:
“Eşcinselliğin Doğal Tarihi” _ Francis Mark Mondimore
“From the Closet to the Courts” _ Ruth Simpson
“Love Between Women” _ Charlotte Woolff
“100 Gay ” _ Paul Russell

egenurtr