“Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez. Ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez. Bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşüncelerde bulutlardır. Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen, eğer onları kaçırmazsan, eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve bu çok büyük bir anlayıştır. Bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır. Artık sen uykuda değilsin, artık gelip giden bulutlarla özdeş değilsin, artık sonsuza dek baki kalacağını biliyorsun. Tüm kaygı yok olur.” OSHO

Bu ayki yazıma Hintli düşünür Osho’nun sözleriyle başlamak istedim çünkü; uzun zamandır hayatın seyrinde sık sık karşılaştığımız arkadaşlar arasındaki sohbetler de sık sık duyduğumuz gördüğümüz, sosyal medyada her dakika önümüze düşen paylaşımlarda da denk geldiğimiz eleştirilerdeki acımasızlık, anlamadan eleştirmek, empati kurma şöyle dursun düşünmeden yerle bir ediyoruz, ediliyoruz tanıdıklarımız ya da hakkımız da hiç bir bilgisi olmayan, bizimle bir kez bile yan yana gelmeyen her hangi bir konu hakkında konuşmak şu yana dursun aynı ortamda hasbel kader denk gelip gözle bile selam vermediğimiz kişilerin bile hakkında o kadar çok şey konuşabiliyoruz ki HAYATIMIZDAN ÇALIYORUZ. Osho’nun dediği gibi gökyüzünde renkler hep olacak mühim olan gökyüzünün varlığının farkında olmak. Bu durum da bir olay karşısında bir birey hakkın da konuşurken empati kurabilmeyi bilmeliyiz, ezbere etiket yapıştırmak en çok yapıştıranı yorar ve hayat yolunda bir yerlerde karşına mutlaka çıkar bunu hepimiz biliyoruz hepimiz duymuş görmüş bir çoğu da yaşamıştır aslında. İçimizi bir yoklarsak öyle olduğunu görürüz.

LGBTİ bireyleri olarak bir çoğumuz en yakınlarımız tarafından bile anlamaya çalışılmadan ötekileştirildiğimiz de hunharca eleştirildiklerindeki hasar gören özbenliklerimizi birbirimizi veya başkalarını hele ki tanımadığımız kişileri anlamaya çalışmadan görünüşten uzaktaki duruşundan ahkam keserek iyileştiremeyiz. Hayat bizimdir birileriyle uğraşmaktan dostlarına, ailesine en çokta kendine zaman ayıramaz olmuş birçoğumuz. Durup silkelenip güzelliklerin farkına varmak gerekiyor hayat geçip giderken negatif fikir, duygu ve düşünceleri bir köşeye atarak ( onlardan dünyada fazlasıyla var zaten) kendimize dönelim kendimizi geliştirelim mesela daha fazla kitap okuyalım, sokak hayvanlarına bakalım, sokakta karşılaştığımızda yardıma ihtiyacı olan birisini görünce en azından yardımcı olabilir miyim diye soralım eşimiz dostlarımızla bir araya geldiğimizde kahvelerimizi yudumlarken sadece duyumlardan uzaktan görmelerden yola çıkarak başkalarını eleştirmek yerine edebiyattan, sanattan, politikadan, ortak yada tekil problemlerden ve mutluluklardan konuşarak vaktimizi tatlandıralım. Güçlü duruşu olan insanları ya da güçlü olarak gördüklerimizi hunharca eleştirip karalama politikalarına imza atmak yerine takdir edip bunları yaparsak İşte O zaman hayatımızdan çalmayız hayatımıza bir şeyler daha katmış oluruz. Tavşanın küstüğü dağ haberi anca tavşan kendinden daha yüksek bir dağa çıktığında alır.

Yine bir Osho sözüyle yazımı noktalıyorum.

‘hiç bir sevgi fırsatını kaçırma. Sokaklarda yürürken bile sevebilirsin. Kimseye bir şeyler vermen de gerekmez, sadece gülümse yeter. Onun bir maliyeti yoktur, içten bir gülümseme kalbini açar, kalbini daha canlı yapar. Birisinin elini tut – bir arkadaş ya da bir yabancı fark etmez. Doğru insanla karşılaşınca seveceğim diye bekleme. o zaman hiçbir zaman gelmeyecektir. Sevmeye devam et. Daha fazla sevdikçe doğru insanla karşılaşma için ihtimaller de artacaktır çünkü kalbin bir çiçek gibi açmaya başlayacaktır. Ve çiçekler açan bir kalp de, kendisine daha fazla arı, daha fazla sevgili çekecektir.”

PENELOPE