20 Santimetre / 20 Centimeters 
İspanyol yönetmen Ramon Salazar’ın 20 Santimetre’si, Priscilla, Çöllerin Kraliçesi’nin ihtişamının Almodovar filmlerinin canlılığı ve rengârenkliliğiyle buluşmuş hali. Narkoleptik bir transseksüel olan Marieta (Monica Cervera) fazlalık gibi gördüğü 8 santimlik aletinden kurtularak hayalindeki göz alıcı kadın kimliğine kavuşmak için can atmaktadır. Hiç olmadık zamanlarda birdenbire uyuyakaldığında ise rüyalarında o kadın olup, her dilden şarkıları kostümlü, fantastik ve sürreal koreografiler eşliğinde söyleyebilen şahane bir şarkıcıya dönüşüverir. Dusty Springfield, Madonna ve Queen gibi isimlerin en çok sevilen parçalarının Marieta tarafından yeniden yorumlanmış versiyonları sizi oturduğunuz yerde dans ettirecek; istediği kimliğe kavuşma serüveni ise içinizi ısıtacak.

Erkekçe / Boy Culture 
Matthew Rettenmund’un romanından uyarlanan Erkekçe, seksi, eğlenceli ve zekice yazılmış bir eşcinsel komedisi. Bu ikinci uzun metrajlı filminde Brocka, sıradışı eşcinsel bir aile ile karşımızda: X, daima 12 zengin erkekle sabit tuttuğu seçkin bir müşteri portföyü olan pahalı bir erkek fahişedir ve ucunda para yoksa kimseyle asla yatağa girmez. Eşcinsel kimliğini yeni keşfetmiş olan ve doğru erkeği bekleyen güzel ev arkadaşı Andrew’a gizli bir aşk besler. Ama Andrew’a göre bir fahişe onun için doğru erkek değildir. Evin diğer sakini, sevişmeye bir türlü doyamayan 17 yaşındaki Joey ise, X’e için için yanmaktadır. Bu üç erkek arasında yoğun bir cinsel gerilim yaşanırken, X’in 12 kişilik kadroyu doldurmak için tanıştığı 79 yaşındaki münzevi Gregory her şeyin üstüne tuz biber eker.

Baloncuk / Bubble 
İsrail’in cesur genç yönetmeni Eytan Fox bu kez tutku dolu ve trajik bir aşk hikâyesi ile karşımızda. Film bir İsrail–Filistin kontrol noktasında açılıyor; bir tarafta askerliğini yapmakta olan Noam, diğer tarafta ise yol kenarında doğum yapmak zorunda kalan bir kadına yardım etmekte olan Ashraf. İlk olarak burada tanışıyorlar ve hemen aralarında bir bağ kuruluyor. Noam, Tel Aviv’in Shenkin Caddesi’nde oturuyor; İsrailli liberal solcu ve gençlerin yaşadığı, bir tür fanusu andıran modern, steril ve şık bir semt. Ashraf, Noam’ın hayatına girdiğinde, bu fanusun içinde ona da yer açılıyor, Noam ve arkadaşları Lulu ve Yali ile yaşamaya, Yali’nin şık lokantasında –izinsiz de olsa- çalışmaya başlıyor. Ancak tabii ki tüm İsrailli ve Filistinlileri saran düşmanlık arka planda hep hissediliyor; bu iki sıradan ve sevilesi adamın aşkı bu husumetin acısını ve tedirginliğini hep taşıyor. Lulu ve Noam’ın işgal karşıtı bir grupla düzenlemeye çalıştıkları Barış eylemi, tüm ‘iyi niyet’lerine karşın, özellikle Ashraf aniden Tel Aviv’den kaçmak zorunda kalınca gerçekler karşısında zayıf ve sığ kalıyor. Baloncuk, izleyiciye sürekli, içinde gerçeklerden uzak bir hayat sürdürülen fanusların delineceğini, delinmek zorunda kalacağını hatırlatıyor. Ashraf ve Noam’ın tutku dolu sevişme sahneleri, hülyalı aşkları ve birbirlerine duydukları şefkat, yaklaşan felaketle yüzleşmeyi daha da güç kılıyor.

Aşk Hastası / Legaturi Bolnavicioase / Love Sick 
Aşk. Bir anda olur. Kural tanımaz. Hastalıklı görünebilir, ama derindir ve can yakar. Üniversitedeki ilk gününde Kiki, Bükreş’e yeni gelmiş olan Alex’le tanışır. Aniden birbirlerine sırılsıklam aşık olurlar. Başkalarına arkadaşlarmış gibi yaparlar, ama aslında dünyalar kadar farklı olmalarına rağmen deli gibi aşıktırlar birbirlerine. Ancak bu hikâyede bir karakter daha vardır: Kiki’nin ara sıra kavga ettiği kardeşi Sandu. Aslında Sandu ve Kiki aynı zamanda sevgilidirler de. Aşk Hastası bu üçlünün öyküsü. Gönül yarası ve sevinci bir araya getiren film, aşkın kural tanımayan olasılıklarına sansasyondan uzak, saf bir bakışla yaklaşıyor. Hem iki kız arasında, hem de bir erkek ve bir kız arasında yaşanan çekimin, tutkunun ve kıskançlığın hikâyesi olan Aşk Hastası baştan sona yoğun bir romans duygusuna sahip. Film yalnızca kural tanımayan aşka doğal yaklaşımıyla değil, iki genç kızın ateşli ilişkilerini canlandırırken gösterdikleri başarılı ve sakin oyunculuklarıyla da hafızlara kazınacak.

Yeni Başlayanlar için Puccini / Puccini For Beginners
Tesadüfi karşılaşmaların, psikanalitik mazeretlerin ve bir kadının sevgililerine bağlanmamak için verdiği mücadelenin öyküsünü anlatan bu seks komedisi, tatlı ve bağımsız bir yapım. Allegra, Samantha’yı sever ama bunu bir türlü söyleyemez. Allegra her açıdan mükemmeldir, ama sevgililerine bağlanmakla ilgili problemleri vardır. Samantha, Allegra’yı terk eder, çünkü “seni seviyorum” cümlesini duymak istemektedir. Allegra üzgün ve süzgün yaşamına devam ederken, havalı Columbia profesörü Phillip ile tanışır. Aslında hiç de oralı değildir, bir erkekle işi olmaz, ama bir gece onunla yatıverir. Sonra geceler birbirini izler ve Allegra’nın yaşamında –istemeden de olsa- bir erkek vardır artık. Bir yandan da Grace’le tanışır. Allegra’nın hayatında sanki bir tek, kısa zaman önce sevgilisinden ayrılmış, heteroseksüel bir kadın eksiktir. Allegra, işlerin iyice sarpa sarmasına neden olan son bir sürprizle daha karsılaşır: Grace ve Phillip eski sevgililerdirler. The Incedibly Ture Adventures of 2 Girls in Love’dan beri lezbiyen sinemaseverlerin kalplerinde taht kurmuş olan Maria Maggenti bu kez sürükleyici ve cüretkâr bir seks komedisiyle karşımızda. Başroldeki üçlünün performansları büyüleyici, diyaloglar ise hafif ama zekice kurgulanmış.

Maximo Oliveros’un Açılması / And Pagdadalaga Ni Maximo Oliveros / The Blossoming Of Maximo Oliveros
On iki yaşındaki Maximo kendisiyle barışık, eşcinsel bir oğlan çocuğudur –kadın kıyafetleri ve rujlar içinde, Manila’nın fakir bir semtinde, küçük çaplı hırsızlık yapan babası ve iki abisine bakmaktadır. Onlar ise Maximo’nun feminen kimliğini olduğu gibi kabul ederler; ölen annelerinin yerini alan Maximo okula gitmektense onlar için yemek yapıyor, evi temizliyor, kıyafetlerini onarıyordur. Ancak Maximo bir gün mahalleye yeni taşınan Viktor ile tanışıp ona aşık olunca hayatları değişir. Viktor kendi rüştünü ispatlamaya çalışan genç bir polis memurudur ve Maxi’nin ailesini hapse göndermeye, Maxi’yi de değiştirmeye niyetlidir. Yakın plan el kamerası çekimleri ve renkleriyle olağanüstü bir görsel lezzet yakalayan film, özünde bir yeni yetmenin aşk hikâyesini anlatırken, şiddet ve fakirliğin gerçekliğinden de asla kaçmıyor. Kendine özgü bir dünyası olan bu şehirli kabilenin hikâyesi, özellikle Maximo’yu oynayan Nathan Lopez’in cesur ve yürek hoplatıcı oyunculuğu ile gösterildiği tüm festivallerde seyircilerin favorisi oldu.

Örtüsüz / Unveiled
Yarı belgesel tarzda çekilen bu dramda, evli bir kadınla lezbiyen ilişkisi olduğu polis tarafından öğrenilince idam edilme korkusuyla ülkesi İran’dan kaçan 29 yaşındaki bir kadının, çevirmen Fariba Tebrizî’nin iç dünyasında bir yolculuk bekliyor bizleri. Sığınma başvurusu Frankfurt Havalimanı’ndaki mülteci müşahade merkezi tarafından geri çevrilen Fariba, her an bir sonraki uçakla sınır dışı edilme korkusuyla geçirmeye başlar saatlerini. Kendisi gibi sığınma talebinde bulunmuş başka bir İranlı umudunu yitirip intihar edince, talih Fariba’nın yüzüne gülmeye başlamış gibidir. Saçlarını kısacık keser, kalın bir bezle göğüslerini sıkıca sarar ve intihar eden arkadaşı Siamak Mustafaî’nin gözlüklerini takıp erkek kimliğine bürünerek Mustafaî’ye verilen geçici ikamet izniyle Almanya’ya girmeyi başarır. Ücra bir kasabada erkek göçmenlere tahsis edilmiş bir yurda yerleştirilir. Bir sürü erkekle paylaştığı dar bir odada kadın olduğunu fark ettirmemek zorundadır. İçinde bulunduğu kötü durumdan kurtulmanın tek yolu sahte kimlik belgesi edinmektir. Bunun için de acilen paraya ihtiyacı vardır. Oda arkadaşının yardımıyla kasabada sözü geçen biriyle tanışır. Bir turşu fabrikasında mevsimlik işçi olarak kaçak çalışmaya başlar. İş arkadaşı Anne, çocuğuyla yaşamaktadır ve bu tuhaf yabancı ilgisini çekmektedir. Uzun uğraşlar sonucu suskun göçmenden bir randevu koparmayı başarır. Başka herhangi bir durumda Anne’in kendisine gösterdiği ilgiye karşılık vermekten fazlasıyla hoşnut olacak olan Fariba, bu ilişkinin asıl kimliğini ortaya çıkaracağından endişe duymaktadır.

lgbti.org