Melce Melaz: Bu yazıyı yazmaya başladığımda ablama eşcinsel olduğumu söyleyeli 3 saat olmuştu. Sanırım hala ağlıyordu. Önce homofobiyle ilgili yazayım dedim; birkaç satır karaladım lakin bir kez daha anladım ki büyük laflar etmek pek bana göre değil. Ben yine beni anlatayım en iyisi…

Ablam duyduğuna inanamama evresini atlattıktan sonra ağlayarak “Öldür beni ya, öldür” dedi. Neden ağladığını sordum; “bu normal mi?” dedi.

Normal?

18 sene önce de bunu söylemişti.  Aptallık da demişti…

Normal olmayı hiç önemsememiştim de aptallık sert gelmişti. O yaşa kadar sadece kızlara ilgi duymuş, sadece onları öpmüştüm ama ablamın söylediklerinden anladığım kadarıyla artık büyümem gerekiyordu. Ortaokuldaydım yaa, koskoca ortaokul… Regl bile oluyordum lan, basbayağı kadındım. Artık o çocuksu öpüşmelerden sıyrılıp gerçeğine yönelmeliydim ve gerçek olan pipiydi. Pipiligillerden bir sevgili bulmak büyüdüğümün ispatı olacak, beni kadın yapacaktı. Buldum… O ilk sevgilimin pipisini hiç görmedim de gerçi ama eminim çok güzeldir, en büyüğü, en mükemmellisi, en işlevlisi de kesin onunkidir. Öyle olmalı ki hiç temas etmediğimiz halde varlığını bilmek bile beni kocaman bir kadın olduğuma inandırmaya yetti.

Aslına bakarsanız “kadın” benim için çok küçük yaşlardan itibaren mücadele ve onur demekti. Zeyna ile başlayan kadın kahramanlarıma zaman içinde Nene Hatun, Sanem Ayşe, babamın tüm işkencelere rağmen arkadaşlarının isimlerini vermeyen Dev-Sol üyesi kuzeni, Rosa Parks, Olympe de Gouges, Clara Zetkin gibi birçok isim eklemiştim. Nedense ben kadına en çok güçlü olmayı ve savaşmayı yakıştırmıştım.

Kadınlık bende nasıl oldu da bir erkekle seks yapabilme yetisi ile mücadelecilik arasında sıkıştı kaldı hatırlamıyorum doğrusu. Yalnız bildiğim bir şey var ki kadınlığın içinde aşk yoktu. Erkek âşık olabilir, erkek içip içip ayrılığa ağlayabilir, erkek bir kadının peşinde koşabilir ama bir kadın bunların hiçbirini yapmazdı. Aşk, benim kadın kahramanlarım için fazla mı sümsükçe bir şeydi ne… Yeşilçam’da en sevdiğim erkeğin Sadri Alışık, en sevdiğim kadınınsa Aliye Rona olması çelişkisi, bu algımın ürünü sanırım.

Aşkı ve kadınları, büyümekle güçlü olmak kargaşası içinde eritmiştim ama hayatıma giren bazı kadınlara karşı olan aşırı doz ilgimi nereye oturtacağımı bilememiştim. Lezbiyenlik bana göre sadece aptallıktı ve ben aptal olamazdım. Mademki gerçek olan pipiydi, akıllıca olan da onu seçmekti.

Ben seks ya da eşcinsellik yüzünden cehennem ateşlerinde cayır cayır yanacağımızı düşünmemiştim hiç. Sohbetlerine ve insanlıklarına doyamadığım gay arkadaşlarımı da hiçbir zaman Lut soyu olarak görmemiştim. Benim inandığım Tanrı, yarattıklarında kibri, kul hakkını ve cimriliği affetmezdi.  Benim yarattığım bense zayıflığı affetmez…

Bir kadına fazla ilgi duyduğumda hem aptal hem zayıf oluyordum bana göre. Ha bir ara bu duygumun kalıba sığmadığı olmuştu. Bu sefer çok kötü fena aşık olmuştum. İçimdeki aceleci pislik, “zayıflık, aptallık anlamam, banane lan öpüşelim” diye tutturdu da zor zapt ettim. Eee, zapt ettim de n’oldu? Clara Zetkin mi oldum?

Zejavu Çıkmazı: ‘Clara Zetkin’ olamazsın demedim ama olamazmışsın! Sen kendini mi, aşkı mı ötekileştirdin de duyguların aptallık, sevgin ve arzuların zayıflık oldu? Aşkı değil de bakış açına yapıştırmalıyım aptallığı diye düşünüyorum. Sevmediğinden, sevemediğinden doğan bu duygular senin ile o kadar bütünleşmiş ki aslında hiç yaşamadığın o güzide duygu aptallık olarak kabul görmüş hayatında. Merak ediyorum, kendini keşfettiğin şu zaman diliminden sonraları da aşık oluşunu aptallığa bağlayabilecek misin?  İşte bağzılarımız da böyle ne yazık ki! Hep olması gerektiği gibi yaşamış olan melce şimdi o 29 senenin kuyruğundan tutup kesse ne kesmese ne! Erkek şeysi de cabası, hissedemediklerinin suçunu yasla gariban heterolara. Olacak iş mi? Bu değil, bu değil, bu hiç değil diye diye sayısız erkekle aşk yaşamış bir kadın söz konusu. Neden? Toplum ‘Aferin’ desin diye mi, hayır yani anlamıyorum. Ailen, arkadaşların ya da sosyal çevren sırtını sıvazlayıp ‘Ne güzel heterosun, fakat iyi heterosun, baya iyi heterosun’ mu? Dedi. Şimdi de demeyecekler ne güzel de Lezbiyensin’mi diyecekler? Tabiki Hayır !

Ablalar ağlamasın. Neden ağlasınlar ki, Lezbiyen olan kardeş ağlatacak bir şey midir?

Geçenler de bir kadınla bir topluluk vasıtasıyla iletişime geçtiğimde çok derin hissettim ben bu durumu. Karşımda ki saygı değer takipçimiz, eşcinsellik konusunda illa ki bir Lezbiyen ile yüz yüze (face to face) görüşmenin onu çok daha iyi bir şekilde aydınlatabileceğinden bahsediyordu ve ekliyordu ‘ben lezbiyen değilim aman ha yanlış anlaşılmasın’ . Sakin olun lütfen dedim’’ tabi ki siz lezbiyen değilsiniz! Ama bu ablamız o kadar korkuyordu ki lezbiyen olarak anılmaktan, böylesine hasta ve sapkın olarak görmüyordu kendini belli ki. Tam bu konuşmalar sırasında onun bilinçaltında yatan ve aklından geçen her şeyi okuyor gibiydim sanki. Döndüm ve dedim ki – lezbiyen olmak da ayıp değil, hetero olmak da, hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Bütün iş insan olmakta yani yürek de taa şurda bak! Utancından yahut da ‘farklılık’ arayışının seksüel duygularının yüzüne vurulmuş halinden olsa gerek ‘Ok’ dedi. Sen kimsin de bana ‘Ok’ diyorsun diyemedim elbette. Genel de ‘At’ kelimesini daha çok severim oysa ben. At deseydi tamamdı, olsundu. Ama ‘OK’ dedi. Bu olmasındı dedim kendi kendime.

Ee heteroyum deseydi ağlayacak mıydı ablan? Saçlarını bile yaptırıp şıkır şıkır gelecekti düğüne değil mi? Eşcinselim deyince neden tutamadı gözyaşlarını? Çünkü nasıl olurdu, neden olsundu kardeşi bir kadına aşık falan? İşte toplum bize bunu dayata dayata ne hallere düştük gördünüz mü? Doğrusu bu ne ilk ne de son olacak. Duygularını bastıra bastıra yemeden içmeden kesilmiş evli insanlar bile var bu ülkede. Hep olması gerektiği gibi yaşamış olan insanlar bunlar, homofobiyi yetiştirip kendi benliğini yok sayan, gizlenen, ayıplanmaktan korkan, bunu kendine bile itiraf edememiş insanlar… Neden yaptınız bunu bize? Neden kendimizden nefret eder halde bıraktınız? Bilmiyorum.

Peki ya aşk! Tuhaf geliyor çoğunuzun kulağına biliyorum yahu bir kadın başka bir kadını ‘o biçim’ nasıl sever diye düşünmekten uykularınız bile kaçıyordur. Sever! Daha önce de söylemiştim ben bunu, bir kadını en güzel bir kadın sever benim dünyamda… Bu aptallık, zayıflık veya saçmalık değildir. Hemen hemen her insan bir aşk şiiri okuduğunda, Sezen’den bir parça dinlediğinde, bir filmin en ağlak sahnesinde içindeki küçücük dünyada aşkı hissetmenin hazzını yaşamıştır diye düşünüyorum. Cümleler bile en çok bu duyguyu yazıyor, nerdeyse tüm gözler en çok bu kelimeleri okuyorken aşkı ötekileştirmenin, cinsiyetleştirmenin hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Hiç beklemediğin bir zamanda gelen, varlığını ikiye katlayan, kendinden önceye başka birini koymaya yarayan bu büyülü duygunun karşısında etkisiz kalabilmek imkansız olacaktır. Ve aşk senin en el değmemiş yerlerine dokunacaktır…

Bir gün ‘biri’ ama ‘o’ biri okur diye yazardım ben hep. Hep bir kişiye yazdım ben onlarca kelimeyi. Hiç birileri okur diye düşünmedim. Ya da taşımadım böyle kaygılar. Şimdi hayatım da ilk kez birçok kişi okusun istiyorum. Okusun ve anlasınlar ’lütfen doğru’ anlasınlar istiyorum. Utandıkları benliklerini sevmeye, onu yıllarca kenara atmanın hüznüyle, özlemiyle ona sarılmaya çalışsınlar. Korkmasınlar istiyorum…

Haykırsınlar! “Buradayız, Alışın, Hiçbir yere Gitmiyoruz!” diyebilsinler. O gücü bulsunlar kendilerinde paylaşmayı tatsınlar ve hiç aşık olmadan ölüp yitirmesinler… Aşk diyorum, her şeyi aşacaktır!

Bu arada Zeyna falan bizim buralı diye biliyorum ben, az ötede heykeli var. Bizim iki alt mahallede doğmuş biridir kendisi, yani araya sığuşturayım istedim bu notu da. Ben de az Zeyna değilim hani! Bide ‘At’ var. ‘At’ çok önemli bir şeydir. İster şaha kaldır şey etsin, İster kırbacı vur şey etsin ama beyaz atlılar bu tarafa meyletmesin… Sevgilerimle…

Melce Melaz: Efendim sataşma var dikkatinizi çekerim, bana cevap hakkı doğdu. Bu agresif kadın haklı. Aşk küçümsenecek, zayıflık ya da aptallık olarak görülecek bir şey değil. Lakin bağzılarımız bunu geç anlar işte… Aşkın ne olmadığına dair iki seçeneğim cepte şimdi. Peki ya ne olduğuna nasıl karar veriyoruz?

Ne zaman bu konuda ağzımı açsam birileri “aaaa aşık olsan o öyle olmaz” diye lafı ağzıma tıkıyor. Benim hislerimi de kendi kalıplarına göre isimlendiriyorlar. Neden? En güzel, en doğru aşk tanımının kendilerininki olduğuna nasıl karar verdiler ki? Sahip ya da ait olmak, kıskanmak, karışmak ve dokunmak kelimeleri aynı cümle içinde kullanılınca gözlerinde kalp işaretleri beliriyor bağzılarının. Ne kadar basit! “Bu benim olsun mu? Eve götürüp bi şey yaparım ben bunla” cümlesiyle ifade edebileceğimiz şey midir aşk? Hadi bu aşk diyelim, başka türlüsü de olamaz mı? Ben en değerli hislerimi yüklediğim kişiyi, en değerli eşyaların konulduğu ve kapısı ev halkına dahi açılmayan misafir odasını sever gibi sevemez miyim? Dokunmadan, bozmadan, bulaşmadan, arada tozunu pasını silerek… Ara ara açtığım o kapıdan güzelliğine hayranlıkla bakarak… Olmaz mı? Olabilir. Huzur bulduğum, yayılıp ayaklarımı uzattığım salonu sever gibi de sevebilirim tabi, kucağımdakileri döke saça. O da olur. Kiminin aşkı naiftir, kiminin hırçın, kiminin özgür, kiminin mağrur… Biz neysek aşkımız da odur. Bunu yıllarca göz ardı edip aşkı zayıflık olarak nitelendiren bana ve kalıba sokmaya çalışanlara ne buyrulur?

Zejavu Çıkmazı: Aşkın dili, rengi, cinsiyeti ve tek kelimeyle ifade edilebilir bir tarafı olmadığı gibi mevsimi de yoktur. Yanındayken zamanı tutamadığınız insanlara At gibi değl Aşk gibi bakın! Hoşça Kalın!