Köşe Yazarları › Türkiye LGBTİ Birliği

Köşe Yazarları

İkarus

Korkuyordum, aslında korkmuyor gibiydim. Duygu karmaşasına girmiştim. Arkamda birilerinin beni takip ettiğinden korkup; arkamda beni kolladığını düşünerek kendimi güvende hissediyordum. Çantamdan ördeğimizi(onunla çocuğumuzdu) aldım, sımsıkı avucumun içersine sardım ve nereye gideceğimi bilmeden yürümeye başladım. Sabah 4.37. onun mahallesindeyim. Onun evinde. Kapıyı hızla çektim. Gözlerimi kapattığımda kulağımda ‘bu evden çıkarsan bir daha asla yüzümü göremezsin.’ Eşliğinde onun yüzünün her zerresi, gözleri, kirpikleri, öpmeye doyamadığım burnu, gülümsemesinin hiç eksik olmasını istemediğim dudaklarından

Portakal Çiçekleri

Portakal Çiçekleri Çiçek kokularıyla sarmalanmış yatıyordu iki çıplak beden. Pürüzlü tenlerine çiğ düştü sabahın ilk ışıklarında. Uygarlığın iki ‘uygunsuz’ anıtı. İki ölü. Nergis ve Leyla.   Miras değildi isimleri. Hissettikleri gibiydi daha çok. Atıldılar bir koruluğa. Eksik kaldı sevişmeleri. Telaşsız iki âşık. İki ölü. Nergis ve Leyla.   Çiğnenen yaprakların hışırtısı duyulmadı uzaklardan. Hırpalanmış bedenlerini birer birer taşıdı cansız siluetler. Portakal çiçekleri kapandı sonra. İki kimsesiz beden. İki ölü. Nergis

İnsanı insan yapan nedir?

İnsan duygularını dökmek istiyor ama lafa nasıl başlayacam bilmiyorum. Ben bu gün ‘’Aşk’’ ve ‘’sevgi’’ den bahsetmek istedim. Benim isteyipte alamadığım hissedipte yaşayamadığım duygudan. Her insanı şımartır sevilme hissi ve herkes gibi bende isterim yaşamak ve yaşatmak ama inanmak ve kendini teslim etmek güvenmek gerek ne demiş şair ‘’Ki inanmak küskün bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.’’ Bazen düşünüyorum <tabi çevremde gördüğüm kadar> bizlere sevme hakkı verilmesine rağmen niye sevilme

Özlüyorum

Özlüyorum   Bir gariplik var diyordun el ele gezinirken başka başka sokaklarda. Peşimize düşen adamların hırçın ayak sesleriyle başladı kara günlerimiz. O güzelim komşu teyzeler, biricik amcalar affetmedi bizi. Kurtarmalıyız diyordun kendimizi. Kurtulmalıyız.   Kaçtık. Hep daha da kötüye gitti, dalgınlaştı bakışların. Biriktirdiğin fotoğraflara bakar ağlardın, dayanamazdım senin bu hallerine. Gitmez de kalırsan dünyalar benim olurdu. Bitiverirdi bütün dertlerim. Bitiverirdi, yoksunluğumun acizliği.   Bir yanda yalandan kurulmuş hayatın, bir yanda

Ortasından Kırılmış Bir Hayat: YASEMİN

Ortasından Kırılmış Bir Hayat: YASEMİN   Gün ağarmak üzereyken, sürünerek çıktım yatağımdan. Hızlıca bir şeyler atıştırdım ve taksi çağırdım. Taksi gelene kadar röportaj için kullanacaklarımı çantama tıkıştırdım ve sokağa attım kendimi. Nihayet taksinin gelmesiyle sokakta bir başıma ayazlanmaktan kurtulabildim. Taksici kibar bir beyefendi edasında olmasına rağmen adresi söylediğimde yüzüme alık alık baktı, ”Emin misin?”. Adresi tekrarladım. ”Sen bilirsin” anlamında başını salladı ve gecenin en sevimsiz semtlerine doğru yola çıktık. Yasemin’le

Gökkuşağı serip iftar yapmak.. Neden olmasın?

Son günlerde bir takım LGBTİ’nin ‘yürüyüş ramazana denk geliyor, ramazandan sonra yapalım’ dediğini görüyorum. Ben açıkçası sizlere hiç mi hiç katılmıyorum. Bizler ne sapık, ne ahlaksız, ne de topyekün dinsiziz. Evet ben müslüman değilim ama eşcinsellerin büyük çoğunluğu müslüman bu ülkede. Durum böyleyken açıkça şunu sormak gerekir; neyden korkuyoruz? Toplumsal baskıdan mı? Kendimizden mi? Çoğu kişinin argümanı ‘dini hassasiyet’ oluyor. Ben de diyorum ki bizler daha önce sokaklarda hardcore seks