Köşe Yazarları › Türkiye LGBTİ Birliği

Köşe Yazarları

Eşcinsellik hastalıktır diyen sözde akademisyene yanıt!

Profesör, doçent gibi akademik unvanlar kendi uzmanlık alanı üzerine doktora yapmış bilim insanlarına verilir.  Bilim insanları beşerî veya pozitif bilimlerde bilimsel metotları gözeterek araştırma yapan, aynı zamanda eğitim veren ve tüm bunları belirli bir topluluk içerisinde diğer bilim dalları ile çelişmeden ve birbirinden yararlanarak sürdüren, belirli etik kuralları ve metodu benimseyen insanlardır. İlahiyatçıların uzmanlık alanı olan din, hiçbir bilimsel temele dayanmadığı gibi birçok bilimsel gerçekle de çelişir durumdadır. Aynı zamanda

Gidilen Zaman

insanların gittikleri yeri bildiği zamanlar, sadece otobüse, uçağa bindikleri zamanlardır. insanlar, insandan çok başka şeydir. insanlar, onlara inanılan an’lar kadardır. konular yavaşça tüketiyordu kendilerini. bir biz kalmıştık bize yetebileceğimiz kadar, bir de şu radyasyon üreteci cep telefonlarımız elimizde. ben seni düşünüyordum. şoförün önünde cüzdanını sallayan insanlar çoğalıyordu ve ben seni düşünüyordum tüm yolculuklarımda. sana anlatacağım an’ları düşünüyordum. sana hazırlayıp söylemeye utandığım tüm güzel sözcükleri bir kağıda toplayıp, sanki sen onları başkasından

İkarus

Korkuyordum, aslında korkmuyor gibiydim. Duygu karmaşasına girmiştim. Arkamda birilerinin beni takip ettiğinden korkup; arkamda beni kolladığını düşünerek kendimi güvende hissediyordum. Çantamdan ördeğimizi(onunla çocuğumuzdu) aldım, sımsıkı avucumun içersine sardım ve nereye gideceğimi bilmeden yürümeye başladım. Sabah 4.37. onun mahallesindeyim. Onun evinde. Kapıyı hızla çektim. Gözlerimi kapattığımda kulağımda ‘bu evden çıkarsan bir daha asla yüzümü göremezsin.’ Eşliğinde onun yüzünün her zerresi, gözleri, kirpikleri, öpmeye doyamadığım burnu, gülümsemesinin hiç eksik olmasını istemediğim dudaklarından

Portakal Çiçekleri

Portakal Çiçekleri Çiçek kokularıyla sarmalanmış yatıyordu iki çıplak beden. Pürüzlü tenlerine çiğ düştü sabahın ilk ışıklarında. Uygarlığın iki ‘uygunsuz’ anıtı. İki ölü. Nergis ve Leyla.   Miras değildi isimleri. Hissettikleri gibiydi daha çok. Atıldılar bir koruluğa. Eksik kaldı sevişmeleri. Telaşsız iki âşık. İki ölü. Nergis ve Leyla.   Çiğnenen yaprakların hışırtısı duyulmadı uzaklardan. Hırpalanmış bedenlerini birer birer taşıdı cansız siluetler. Portakal çiçekleri kapandı sonra. İki kimsesiz beden. İki ölü. Nergis

İnsanı insan yapan nedir?

İnsan duygularını dökmek istiyor ama lafa nasıl başlayacam bilmiyorum. Ben bu gün ‘’Aşk’’ ve ‘’sevgi’’ den bahsetmek istedim. Benim isteyipte alamadığım hissedipte yaşayamadığım duygudan. Her insanı şımartır sevilme hissi ve herkes gibi bende isterim yaşamak ve yaşatmak ama inanmak ve kendini teslim etmek güvenmek gerek ne demiş şair ‘’Ki inanmak küskün bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.’’ Bazen düşünüyorum <tabi çevremde gördüğüm kadar> bizlere sevme hakkı verilmesine rağmen niye sevilme

Özlüyorum

Özlüyorum   Bir gariplik var diyordun el ele gezinirken başka başka sokaklarda. Peşimize düşen adamların hırçın ayak sesleriyle başladı kara günlerimiz. O güzelim komşu teyzeler, biricik amcalar affetmedi bizi. Kurtarmalıyız diyordun kendimizi. Kurtulmalıyız.   Kaçtık. Hep daha da kötüye gitti, dalgınlaştı bakışların. Biriktirdiğin fotoğraflara bakar ağlardın, dayanamazdım senin bu hallerine. Gitmez de kalırsan dünyalar benim olurdu. Bitiverirdi bütün dertlerim. Bitiverirdi, yoksunluğumun acizliği.   Bir yanda yalandan kurulmuş hayatın, bir yanda