Something went wrong with the connection!

Köşe Yazarları

Aslında Uzaylıyız

Biz Türkler, biz müslümanlar, biz öğrenciler, biz kürtler, biz lazlar, biz erkekler, biz ateistler… Farkında mısınız nasıl bir çoğulculuğa kurban gittiğimizi? hiçbir koyunun kendi bacağından asılamadığını? her bireyin arkasında bir inanışı, ideolojiyi ya da her neyse onu da sürüklediğini. Gelişmemiş zihinler bu şekilde bir tümevarıma ulaşarak aslında bir çoğulculuk psikolojisine dahil olurlar. Yalnız bu dediğim sadece negatif anlamda anlaşılmasın, ”İzmir’in kızları güzeldir” de bir genellemedir ama bu kimseyi rahatsız etmez,

Bir Aşk, Bir Organ, Bir Kişilik Üzerine

Aşkın ne olduğunu anlatmaya çalışmayacağım burda. Eminim ki herkes aşkı çok iyi biliyordur (!). Herkesin bir hikayesi vardır bununla ilgili. Kimseye sen aşktan ne anlarsın diyemeyiz, hemen çıkışır. Hele bizim Türk insanı. Asıl sen ne anlarsın der. Ezer. Hemen anlatmaya başlar kendi Leyla’sını ya da Mecnun’unu. Ona sorarsanız geceler boyu sabah ezanına kadar yas tutmuştur, bazı lanetlemiştir sevdalısını bazı kıyamamış sevgi sözcüklerine boğmuştur. Sonra neden yine sinirlenmiş yerin dibine somuştur.

Hayatımızdan Çalmak

“Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez. Ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez. Bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır. Sen gökyüzüsün ve düşüncelerde bulutlardır. Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen, eğer onları kaçırmazsan, eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve bu çok büyük bir anlayıştır. Bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır. Artık sen uykuda değilsin, artık gelip giden bulutlarla

Kadın Kadına Aşk Sohbeti

Melce Melaz: Bu yazıyı yazmaya başladığımda ablama eşcinsel olduğumu söyleyeli 3 saat olmuştu. Sanırım hala ağlıyordu. Önce homofobiyle ilgili yazayım dedim; birkaç satır karaladım lakin bir kez daha anladım ki büyük laflar etmek pek bana göre değil. Ben yine beni anlatayım en iyisi… Ablam duyduğuna inanamama evresini atlattıktan sonra ağlayarak “Öldür beni ya, öldür” dedi. Neden ağladığını sordum; “bu normal mi?” dedi. Normal? 18 sene önce de bunu söylemişti.  Aptallık

Çıplak Düşünceler

Ben hala Lezbiyen, hala sevdalı..Bugünler de yeni bastığım, sonra ufaktan ayağımı korkarak kaldırdığım yirmidördüncü yaşımla başbaşayım. Ne özelliği var bu yaşın diye sorsam da kendime, nedense o çok korktuğum otuzlara yaklaşıyor olmanın verdiği ağır bir çekim herhalde diye karar kıldım kendimce. Geçenler de yine altılı yaşlarıma gittim, arka bahçede öptüğüm kız geldi aklıma, hem hınzır hem umursamaz, hem de maceraperest bir çocuktum. Kızları öper öper salardım, biri de yahu sen

Kendini tanımak..

Doğduğum an itibariyle hayatımda bulunan kelimeler “lezbiyen” ve “gay“di. Hele de küçük bir ilçede doğduğumu düşünürsek… Bunlar çok da kabul edilir şeyler değildi ve bastırılmış bir toplumda küçük bir insan parçasıydım, tanımsız. Biyolojik olarak kadındım ama içimde dışarıya çıkmak isteyen koca yürekli bir erkek vardı. Hatırlıyorum da anneme bazen şu cümleyi kurardım; “Keşke erkek olsaydım…”. Annemin ağzından dökülen cümle hala aklımdan hiç çıkmıyor ve pek tabii ki psikolojik baskı altında hissettirirdi;