Doğduğum an itibariyle hayatımda bulunan kelimeler “lezbiyen” ve “gay“di. Hele de küçük bir ilçede doğduğumu düşünürsek… Bunlar çok da kabul edilir şeyler değildi ve bastırılmış bir toplumda küçük bir insan parçasıydım, tanımsız.

Biyolojik olarak kadındım ama içimde dışarıya çıkmak isteyen koca yürekli bir erkek vardı. Hatırlıyorum da anneme bazen şu cümleyi kurardım; “Keşke erkek olsaydım…”. Annemin ağzından dökülen cümle hala aklımdan hiç çıkmıyor ve pek tabii ki psikolojik baskı altında hissettirirdi; “Sakat, özürlü bir sürü insan var! Haline şükretmelisin. Sağlıklı bir kız çocuğusun.”

Evet, evet; bu cümle benim içimdeki koca yürekli erkeği sürekli üzen ve de bastıran cümle olmuştur. Belki de hayatıma geç başlamamdaki en büyük etken. Her neyse… Lise 4’e kadar her şey ailemin, toplumun istediği gibiydi. “Kız olmak zorunda” idim; “çünkü vajinam vardı”. Bilmezdim ki vajinalı erkek olabileceğini..

Lise 4.. Hem Rüzgar ERKOÇLAR ‘ı öğrendiğim zaman, hem de bir kıza ilk kez aşık olduğum an.. ve Henüz kendimi tanımadığım, tanımlayamadığım, anlamlandıramadığım zamanlar. Evet! Aşıktım! ve Ben bir kız çocuğu olarak tanımlayamıyordum kendimi. Üniversiteye gidip yalnız olmadığımı öğreninceye kadar da kendimi tanıyamadım. Eğer ailem, okulum, öğretmenlerim bu konuda “bilinçli” olsaydılar ve televizyonlar bize ve topluma, “lgbti”ye dair her türlü şeyi aktarsaydılar…

“Biz YALNIZ ya da YANLIŞ OLMADIĞIMIZI görebilecektik.”

“Biz” diyorum; çünkü bir çok insan var benim gibi, biliyorum! Transeksüel bireyler vardır. ve Ben şanslıyım; belki de bir çok insan  toplum tarafından bastırılıp, kendi kendilerine bile bunu itiraf edemiyorlar. Belki de sonsuza kadar mutsuz bir yaşam sürüyorlar.. Kim bilir?

Bilinçli bir toplumda yaşamak istiyorum. Gelecek nesillerin kendilerini daha iyi tanımalarını istiyorum.

Yanlış değiliz! Utanç kaynağı değiliz! İNSANIZ. Her birimizin kocaman kalpleri var. Savaşçı ruhluyuz. Vazgeçmeyelim; mutlu olmak hepimizin hakkı. Hayat, bizim hayatımız.

Kendinize sevgiyle bakın..