LGBTİ örgütleriyle gerçekleştireceğimiz röportajlardan ilkini Gökkuşağının Kızılı’ndan Tunca Özlen ile gerçekleştirdik.

İşte o röportaj…

Tunca Özlen kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1982 Ankara doğumluyum. Yüksek lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi dalında “Kürt Sorunu: Kökeni, Gelişimi ve Olası Çözüm Yollarının Analizi” başlıklı tezimi vererek tamamladım. 18 yaşımdan beri sosyalistim ve örgütlü mücadelenin yaşamsal olduğuna inanıyorum.

Ne zamandan beri LGBTİ aktivizmi içerisindesiniz, nasıl başladınız?

Sosyalist hareketle 2000’lerin başında tanıştığımda, ne kendimi kabullenmiştim, ne de sosyalistlerin bu alana dair güçlü bir sözü vardı. Açık konuşmak gerekirse, sosyalistlerin LGBT’lerin sorun ve taleplerine karşı büyük ölçüde duyarsız oldukları bir dönemdi. Ankara’daki LGBT örgütleriyle ve aktivistlerle temas kurmam, benim için bir dönüm noktası oldu diyebilirim. Kendini kabullenme ve açılma sürecimle, bu alanda siyaset üretmeye başlamaya karar vermem arasında çok uzun bir süre yok. 2010’ların başından bu yana Gökkuşağının Kızılı saflarında LGBT mücadelesinin içinde yer alıyorum.

Gökkuşağının Kızılını bize anlatabilir misiniz?

2011’de yola çıkan GK, kendisini sosyalist bir LGBT örgütü olarak tanımlıyor. Bu tanımın pek çok anlamı var. Birincisi, GK dışındaki LGBT örgütlerinin çoğu tüm olgu ve olaylara LGBT penceresinden, herhangi bir yere özellikle odaklanmadan bakıyor. Ne demek istediğimi örneklerle açıklamaya çalışayım. ABD’ye baktıklarında tüm eyaletlerinde evliliğin yasalaştığı bir devleti, Hollanda’ya baktığında LGBT haklarının kurumsallık düzeyinin en yüksek olduğu ülkelerden birini, hatta Tayyip Erdoğan’a baktıklarında 2002’de LGBT’lere yasal güvence vadetmiş bir Cumhurbaşkanı görüyorlar.

GK ise, olgu ve olaylara sosyalizm penceresinden ve LGBT alanına odaklanarak bakıyor. ABD’ye baktığımızda emperyalist bir haydut, Hollanda’ya baktığımızda silah ticaretini, Tayyip Erdoğan’a baktığımızda boğazına kadar homofobiye ve nefrete gömülmüş, halkın yaka silktiği birini görüyoruz.

GK hiçbir siyasi partiye bağlı değil, öz örgütüz. Ancak kesinlikle siyaset üstü değiliz. GK hem Türkiye sosyalist hareketinin hem de LGBT hareketinin bileşenidir. Bu demek değil ki sosyalist hareketin bir takım örgütsel önceliklerine veya bazı derneklerin lobi faaliyetlerine tabiyiz. Diyebilirim ki, bir öz örgüt olarak GK’nın hareketti yeri son derece özgün.

Gündelik mücadeleyi küçümsemeyen, LGBT’lerin en kıyıda köşede kalmış sorunlarını bile gündemleştiren, ortak eylemlere var gücüyle katılan GK aynı zamanda tarihsel bir perspektifle hareket ediyor. LGBT’lerin eşitliği ve özgürlüğü için bugünden verilen mücadelenin, ancak bir düzen değişikliğiyle taçlanması halinde başarıya ulaşacağına inanıyoruz. LGBT’lerin de, işçi sınıfının diğer katmanları gibi tarihsel çıkarları sosyalizmden geçiyor.

Dernekleşmeyi düşünüyor musunuz?

Gezi Direnişi’nin göz kamaştırıcı günlerinde böyle bir gündemimiz vardı aslında. Ancak dernekleşmiş LGBT örgütlerindeki hantallık ve atalet, bizi bu kararı gözden geçirmeye sevk etti. Amiyane tabirle söylersem, şimdilik biz böyle iyiyiz.

Türkiye’de LGBTİ hareketinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

12 Eylül faşist darbesinden bugüne değin süren, AKP iktidarı döneminde ise zirveye ulaşan muhafazakârlaşma, yaşamın her alanını etkisine almış durumda. Muhafazakârlığın siyasi taşıyıcısı olan AKP iktidarının dayattığı kurallar, ülkemizin emekçilerine, gençlerine, kadınlarına, LGBT’lere Alevilere, ateistlere vs. yani Gezi Direnişi’nin tabanında genişçe bir yer tutan toplumsal dinamiklere dar geliyor. Ne kadar zorlanırsa zorlansın, Türkiye AKP diktatörlüğüne sığmıyor.

Bir dönem liberallerden de aldığı destekle birbiri ardına “açılım” politikaları üreten AKP’nin, benzer bir stratejiyi LGBT başlığında uygulaması mümkün değil. İslamcı cenahın gözünde “sapkın, hasta, günahkâr” olan LGBT’lere, AKP’nin herhangi bir şekilde hitap eden bir politika geliştirme imkânı yok. “Muhafazakâr eşcinsel” ve “Ak Lgbt” gibi ironik modeller ise tutmaz, dinde ve AKP’de cinsel çeşitliliğe asla yer açılamaz.

Geriye LGBT’leri gizli, muhafazakâr, heteroseksüel bir yaşam sürmeye iten kaba bir nefret söylemi kalıyor. LGBT dinamiğinin durumu göz önüne alındığında, bu mekanizmanın geri tepmesi kaçınılmaz. Ülkemizde LGBT dinamiği kentli, eğitimli, laikliğin toplumsal tabanını oluşturan ilerici birikimin bir parçasıdır. Hareketteki liberal tahribata karşın bu böyledir.

AKP’ye boyun eğmeyeceklerini Gezi Direnişi’ne damgasını vurarak ortaya koyan LGBT’ler, son yıllarda yaşamın farklı alanlarında giderek daha görünür ve örgütlü olmaya başladı. Yasaklanana değin Onur Yürüyüşü’ne katılım her sana artmıştı, OHAL faşizmine kadar yerelliklerde kurulan LGBT oluşumlarının sayısı hızla artıyordu, pek çok kampüste öğrenci kulüpleri kurulmuştu. Şu sıralar LGBT hareketinin “duraklama” döneminden geçtiğini ancak bu dönemi kısa bir süre sonra arkasında bırakacağına dair işaretlerin de çoğaldığını söyleyebiliriz. Bu canlanışa öncülük etmesi gereken LGBT örgütlerinin bazılarının hareketsiz kalmayı tercih etmesi, GK gibi diri unsurlara daha fazla görev yüklüyor.

Ankara Valiliği’nin hukuksuz yasağını, 1 Mayıs’ta Gökkuşağı Korteji oluşturarak, ODTÜ’de ise yüzlerce insanı bir araya getirerek çöpe attık bile. Tekrar olacak ama LGBT’ler çıktıkları dolaba geri girmez, AKP’nin Türkiye’ye giydirmeye çalıştığı deli gömleğine sığmazlar. AKP karanlığı bir süre daha sürebilir, biz yine burada olacağız.

Ülkemizde LGBT hareketinin geleceği, 16 yıldır yaşadığımız bu kabus halkın inisiyatif almasıyla sonlandığında, hareketin nerede duracağına bağlı. Bana kalırsa bu sorunun yanıtı açık: LGBT hareketi, AKP iktidarının sonunu getirecek toplumsal kabarışın bir parçası olacak ve yeniden güçlenme ve yaygınlaşma dönemine girecek. GK olarak kendimizi o günlere şimdiden hazırlıyoruz.

Son olarak LGBTİ’lere bir mesajınız var mı?

Okurken bir yandan da kahvecide çalışmak zorunda kalan lezbiyen öğrenci, sen de işçisin.

Üç yıldır atanmayan, güvencesiz işlerde çalışmaktan bıkan gey öğretmen, sen de işçisin.

İşten atılma korkusuyla işyerinde kimliğini gizlemek zorunda hisseden biseksüel bankacı, sen de işçisin.

Okuma ve çalışma hakkı elinden çalınan, her gün kelle koltukta çarka çıkan trans kadın, sen de işçisin.

Müdürünün “kendine çeki düzen ver” dediği kuir market çalışanı, sen de işçisin.

İşçi sınıfının bir parçası olan, emeğinden başka bir geçim aracına sahip olmayan tüm LGBT’leri, sınıfsız ve cinsiyetsiz bir toplumun kurulması için mücadele eden Gökkuşağının Kızılı’na omuz vermeye davet ediyorum.

Bizimle sosyal medya hesaplarımız üzerinden irtibat kurabilirler.

Teşekkür ederiz