Türkiye tarafından 1954’te onaylanmış olan ve iç mevzuatımızın bir parçasını oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, temel hak ve özgürlükleri:  Yaşama hakkı, İşkence, insanlık dışı veya küçültücü muamele yasağı, Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı, Kişi özgürlüğü ve güvenliği, Hak arama özgürlüğü ve Adil yargılanma hakkı, Suç ve cezaların kanuniliği, Özel hayat, aile hayatı ve haberleşmenin gizliliği, Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü, İfade özgürlüğü, Toplantı, dernek ve sendika kurma özgürlüğü, Evlenme ve aile kurma hakkı, Şikayet hakkı, Ayrım yapma yasağı olarak belirlemiştir. Bu temel hak ve özgürlükleri, bir yaşam biçimi olarak içselleştirmede, yaşama geçirmede, geçen 50 yılda çok başarılı olduk mu sorusunun yanıtını size bırakıyorum. Ama, bugüne kadar bu listedeki hak ve özgürlükler ve başka benzerlerini iç hukukumuza yerleştirmek için şimdi de AB tarafından “motive” ediliyoruz.

Kimilerine gore, yukarıdan aşağı bir devrim gibi, değişimler yaşanıyor, en azından kağıt üstünde. Bunları neden yazıyorum. Sözü kapak haberimize getirmek için. Toplumumuzdaki tabu konulardan biri olan eşcinsellik ve eşcinsel hakları da yukarıdaki listenin bir yerlerinde yer alıyor aslında ve bir insan hakkı olarak eşcinsel hakları da Türkiye-AB görüşmelerinde, masada. Bu vesileyle, hazırlanmış kapak sayfalarımızda Milletvekillerimizin, sokaktaki insanlarımızın bu ” insan hakkı” ile ilgili hissiyatlarını da öğrenmiş olacaksınız.

“Çalışma hayatında, sırf eşcinsel olduğumuz için işe alınmıyoruz, terFi ettirilmiyoruz, keyFi olarak işten atılıyoruz…

Eşcinsel memuruz, görünmez bir şiddetle geylezbiyen varoluşumuzu inkâra zorlanıyoruz, ortaya çıktığımızda sırf eşcinsel olduğumuz için memurluktan men ediliyoruz. Sırf gey olduğumuz için şiddete maruz kalıyoruz, öldürülüyoruz; sırf lezbiyen olduğumuz için zorla evlendiriliyoruz, öldürülüyoruz!.. Sırf kendi cinsimizi sevdiğimiz için duygu ve düşüncelerimiz poşetlenecekse; cinselliğimiz müstehcen bulunup doğal olmayan ilişki diye damgalanacaksa; sırf gey-lezbiyen olduğumuz için işten atılacaksak, bu durumda TCK’daki yeni düzenleme hangi özgürlükleri getiriyor?” Bu şikayet, GL’lerin örgütünden TCK’daki değişikliklere yapılan eleştirilerden..

Eşcinseller, Türkiye’de de artık örgütlüler ve 10 yılı aşan bir mücadele deneyimleri var. Bu yolda belli bir mesafe de almış görünüyorlar.
Türkiye toplumunun, birçok ülkede ve Bush Amerikasında olduğu gibi eşcinsellere karşı hoşgörüsüz olduğu söylenebilir, ama aynı toplumun Zeki Müren’i bağrına basmasına ne demeli?

Malum, özellikle erkekler aleminde eşcinsel, denmez de bir sıfat olarak ” ibne” denilir. Ama bu daha çok, sahtekar, dönek, üçkağıtçı, sömürgen, alçaklar için kullanılan bir sıfattır… Bir metafor yapalım. Her eşcinsel ibne midir? Ne münasebet.. Eşcinselin ibnesi olmaz mı, olur. Ama her ibnenin de eşcinsel olması gerekmez…

Özet olarak derim ki, sömürgen olmayan, insan gibi insan eşcinselleri, bir insan gibi anlayalım, insan olmanın tüm haklarını onlara da tanıyalım, onları ibnelerle karıştırmayalım..

Nokta Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Sönmez’in 1117. sayıdaki yazısı