Transgender şemsiyesi altında transseksüellerin yanında genderqueer bireyler de vardır. Wikipedia’da genderqueer için: kadın ve erkek cinsiyet kimliklerinin dışındakileri de içeren geniş kapsamlı bir tanım yapılmış. Genderqueer olduğunu düşünen biri kendini hem kadın hem erkek, ikisi birden veya bu ikili cinsiyet sisteminin tamamen dışında kalacak şekilde tanımlıyor olabilir. Genderqueer kişiler “sadece iki cinsiyet vardır” inancına karşı çıkmalarında ortaklaşırlar. Ucu açık bir tanım olmasından hareketle farklı geçmişlerden gelen altı kişiye, onlar için genderqueer olmanın ne demek olduğunu sordum.

Adrienne, 24. Genderqueer’i toplumsal cinsiyet rollerini tanımlayan bir terim olarak tanımlıyor: Yani “kadın, erkek ve hatta androjen kişinin ‘neye benzemesi gerektiğini söyleyen toplumsal cinsiyet’e uymam, onu oynarım. Toplumsal cinsiyetim queerdir.” Adrienne artık eskiden olduğu gibi kendini trans şemsiyesi altında görmüyor. “Bir süre kendimi erkek olarak tanımladım, hoşuma gidiyordu ve bir süre için bana uymuştu. Bence daha çok genderqueer’dim –daha az transtım- ama o zamanlar bunu tanımlamaya uygun bir dilim yoktu; dolayısıyla kendimi trans olarak tanımlıyordum. Bugün, sadece hetero kız halindeyim. Fakat, bu bir gün tekrar androjen olmayacağım anlamına gelmiyor. Toplumsal cinsiyetin akışkan ve performatif olduğunu düşünüyorum.” Adrienne kendini halen kadınsı (femme) genderqueer queer olarak tanımlıyor.

19 yaşındaki ‘Cornelius Frost’, Kaliforniya Santa Cruz Üniversitesi’nde öğrenci; kendisini eril zamirleri tercih eden bir androjen olarak tanımlıyor. Ona göre trans şemsiyesinde olmak demek, ‘cinsiyeti aşmak demek’tir. Yani başkaları tarafından garip, acayip (queer) görülen ve insanların beklentisinin aksine, birden fazla cinsiyete ya da iki cinsiyete birden sahip olunabilineceğinin akla getirilmesidir. Ayrıca, kendisini androjen olarak tanımlayarak kadın ya da erkek olmadığının altını çizmek istiyor. “Hiçbir sözlük ne demek istediğime dair net bir tanımlama yapamaz. Bizi tanımlayan dile şekil vermek bize kalmıştır.

24 yaşındaki Taty de kendini trans şemsiyesi altında androjen olarak tanımlasa dahi kendisini etiketlemeyi tercih etmiyor. Androjen olmayı ‘toplumsal cinsiyet normlarını kadınsı (feminen) ve erkeksi (maskülen) arasında kalarak bükmek’ olarak tanımlıyor. Dead Or Alive müzik grubundan Pete Burns ve Boy George, onun toplumsal cinsiyeti belli olmayan iki ilham kaynağı. “Toplumsal cinsiyeti eğip bükmeyi her zaman göz alıcı buldum ama makyaj yapıyor ve kadınsı giyiniyor olmam bir transseksüel, bir kadın veya bir dragqueen olmak istediğim anlamına gelmiyor. Bu, kendimle barışığım ve ne olmak istediğimden korkmuyorum demektir. Toplumun fazla ve gereksiz toplumsal cinsiyet kuralları var.”

Görüşme yaptığım 19 yaşındaki şair Nina Saraphina kendisini stud* olarak yani daha çok Afrika kökenli Amerikalıların kullandığı bir etiketle tanımlayan tek kişiydi. İlk bakışta butch lezbiyen gibi görünebilir ama bundan daha fazlası söz konusudur. “Benim için stud’ın anlamı, seni diğer kadınlardan daha erkeksi kılan bir şeye sahipsin demektir.” Stud’u tanımlamak her ne kadar zorsa da on ikincisi düzenlenen ‘Queeriosity’nin, Gençler Konuşuyor bölümünde Saraphina’nın okuduğu şiir, konu üzerine biraz ışık tutar nitelikteydi: “bazen Havva’dan çok Ademimdir adımlarımda, Delilah’dan çok Samson’umdur kelamlarımda, ilaheden azçok ilahımdır canımda .” Saraphina, stud’ın kadınlara (kadınsılara) hükmeden biri olmadığının özellikle altını çizdi. “Bir stud kendisini üzerek topluluğunu üzmez.”

27 yaşındaki Bay Kelly kelimenin her anlamıyla bir queer: hem cinsellik hem de toplumsal cinsiyet açısından acayip ve farklı. “Sadece queer olduğumu veya ikisi / hiçbiri olduğumu söyleyebilirim. Çünkü biyolojik olarak kadınsam da hiç kadın hissetmedim, fakat bu erkek olduğum anlamına da gelmemeli.” Kelly birçok kişinin kadının erkekle eşitliğine değil de ikilik içinde olup olmadığına baktıklarına işaret ediyor. “İkili sistemin tamamen dışında kalmayı tercih ederim fakat bunu yapmak imkânsız gibi.” Taty, Frost ve diğerleri gibi Bay Kelly de kendisini kısıtlayan etiketlerden sakınmak istiyor. “Kendimi herhangi bir şemsiye altına koymamaya dikkat ediyorum. Bunların bizi, ‘izm’lere karşı savunmasız hale getirdiğini hissediyorum. Toplumsal cinsiyetimle insanları şaşırtmak istiyorum. Şaşkınlık bizi daha çok soru sormaya iter; daha çok soru sormak da başka sorulara ve daha fazla şaşkınlığa iter ki bu da ikiliğin dışında bakmamıza yardım eder diye düşünüyorum.”

22 yaşındaki Morgan (bu yazı için konuştuğum son kişiydi) kendini şimdilik kadın bedeninde, LGBTQQI, genderqueer olarak tanımlıyor. “Bir genderqueer kişi olarak kendimi tanımlamak için kullandığım kimlik etiketleri, güçlerini toplumsal cinsiyet öncesinden almış aşkın davranışlara, etkileşimlere, fikirlere ve kurumlara olan arzumdur ve androjendir.” Morgan genderqueer’i tanımlamak için etiketleri kullanmaktan kaçınmıyor: “Çünkü bana göre, toplumsal cinsiyetin / cinsiyetin kökeni değişimdir. Kendimi ikilik dışındaki cinsiyetleri içine alan çatı kelime olduğu için transgender şemsiyesi altına koyuyorum. Fakat her şeyden çok kendimi post-yapısalcı ve feminist olarak tanımlamama karşın kendimi trans topluluğun bir parçası olarak görmedim. Mücadelemin tüm veya çoğu transla aynı olduğunu söylemek istemem. Genderqueer daha çok cinsiyet ve cinselliğin orta sınıf, beyaz, görece daha az kurban edilmiş bir kimlik olarak yaşanılabilir gruplarda hayat bulan bir kavram olmasından dolayı ikilik içinde tanımlanan trans topluluğunda ‘görünmez kılınmış trans’ yaratma riski olabilecek bir kimlik politikasıdır diye düşünüyorum. Bence, ‘daha az beyaz’ politika farklı cinsiyet/toplumsal cinsiyet kimliklerinin birçok insanın, özellikle de farklı ırklardan ve etnik kimliklerden gelen birçok insanın hayatlarının bir parçası olduğunu kabul ederdi. Siyah insanlar zamanlarının büyük bir bölümünü kadın ve erkek/insan olarak tanımlanma hakkını kazanmak için harcıyor. Bu yüzden genderqueer hareketinden umudum, öncelikle normun heteroseksüellik olduğu sosyalliklerde ikili cinsiyet sistemine meydan okumak için genderqueer kimlikleri kullanmasıdır.”

Bu makalenin sonu, cinsiyet ve toplumsal cinsiyetin ne kadar karmaşık olduğunu gösteren bir vasiyete benziyor. Birçok insan için cinsellik gibi cinsiyet de akışkandır; fakat queer topluluğun dışında (ve ne yazık ki çoğunlukla queer topluluğunun içinde de) bu akışkanlık ne kadar konuşulabiliyor veya destekleniyor merak ediyorum. Bunun gibi makalelerle birlikte insanlar bunları daha fazla konuşmaya başlayacak ve Bay Kelly’nin dediği gibi “şaşkınlık bizi daha çok soru sormaya iter, daha çok soru sormak da başka sorulara götürür” ve öğrenmenin en iyi yolu bir diyalog başlatmaktır.

(*ç.n: Türkçeye azgın veya azgın erkek olarak çevrilebilir)

Sarah Marloff’un Examiner.com’da yer alan yazısının çevirisidir. transgender şemsiyesinin ne kadar geniş olduğunu ve kendini farklı şekillerde tanımlayan insanların çeşitliliğini göstermesi açısından değerli bir metin.

Bu çeviri metni aynı zamanda “transgender güzeldir/transsesler” fanzininde de yer almaktadır.

20 Mayıs 2011
hikayeci.livejournal.com/18377.html