Dört ay önce üç haftada bir ziyaret ettiğim hastanenin kemoterapi bölümünde, uzun süren ilaç alma süresinin bir parçası olarak, getto dışı insanlar*ın benimle yakın ilişki kurma çabaları oldu. Ben insanların hayatlarını çok fazla merak etmiyorum. Hatta bazen de soracağım sorularla rahatsız edeceğimi bile düşünüyorum. Ama nedense onlar benimle sohbet etmeyi çok daha fazla seviyor.

Dokuzuncu kürü alırken, yanımdaki koltukta ilaç alan kadınla, küçük bir sohbetimiz oldu. “Göğüs” kanseri, olup olmadığımı sordu. “Yumurtalık” dedim. Refakatçisi kızıymış. Damadı işe gitmiş. Üsküdar’da oturuyorlarmış. Damadı onları arabayla bırakmış. Daha sonra da biraz daha havadan sudan sohbet ettik.

İlaç bittikten sonra da ben erkekler tuvaletine gittim. Hastaneye ilk geldiğimden beri her zaman orayı kullanırım. İçerideyken bir kadının sesini duydum. “Erkekler tuvaletine girdi, kadın değil miydi o” diye soruyordu. İçimden: “öf ya, aynı deliğe işemiyor muyuz” diyordum. Tuvaletten çıkınca ortalık sakindi. Hemşire bana “Ali Bey” diye hitap etmeye devam ediyordu. Meğerse ben tuvaletteyken, bana refakat eden Serap, kadının sorduğu soruyu “o erkek” diye cevaplamış.

Kadının kafasını karıştırmak hoşuma gitmişti. Fakat her seferinde aynı şeyleri yaşamak bende hep hoş duygular uyandırmıyor. Çünkü çoğunlukla ben, atanmış cinsiyetimi(kadın) değil de bazen erkek oluşumun anlaşılmasını istiyorum, bazen de sadece trans oluşumun farkına varılmasını istiyorum.

Bir başka kürü alırken (onuncu kür) , iki kadın yakınımdaki bir koltuğa oturdu. Kemo alacak olan kadının ilk günüymüş. Kendi ilaç deneyimimden bahsettim ama hemşirenin söylediğine göre herkesin aldığı ilacın türü, dozu filan farklıymış. Ukalalık etmişim. İlaca başlayan kadın uzun süre beni süzdükten sonra:

K: Kadın mısın, erkek misin? diye sordu.
A: Erkeğim” dedim.
K: Sizinki ne tür?
A: Kolon.
Kadının refakatçisi “ erkekler hep kolon kanseri oluyor” dedi.
K: Kaç yaşındasınız?
A: Kırk.
K: Ama yanaklarınız çok kırmızı.
A: Ne yapayım, öyleler.

Doktor daha önce isminizde Ali varsa kolon olması lazım demişti. Ben de bu bilgiyi böyle bir muhabbette kullanarak içten içe onları şaşırtmayı seçmiştim. Kızını ikna etmiştim ama annesinin hala şüpheli bakışları devam ediyordu. Çünkü yanağımdaki kırmızılıktan tutun da baştan ayağa tüm vücuduma baktığında, onun kadın erkek kodlamasına sığmayan ya da uymayan görselliğe sahiptim.

Doktorun daha önce söylediği ve yukarıda da bahsettiğim kanser türlerine cinsiyet atfedilmesi yani kadın ya da erkek denmesi bana çok tuhaf gelmişti. Doktor dâhil, kadınlar da kolon kanserini, birçok erkek de görülen kanser türü olarak varsayıyor. Hâlbuki kolon yani bağırsak, cinsiyet kimliği ne olursa olsun herkeste var. Mesela kadınların hiç birisi natrans erkek vücudunda (ya da cinsiyet geçiş sürecine girmemiş/girmek istemeyen trans kadınlarda/bazı interseks bireylerde ) bulunduğu var sayılan testis ya da prostat kanserinden bile bahsetmedi.

Meme kanseri de kadınlara ait bir hastalık olarak algılanıyor. Hâlbuki meme hangi cinsiyet kimliğinden olursa olsun herkes de var. Herkes de olmasına rağmen sadece “kadın” larda var kabul ediliyor. Akabinde yumurtalık kanseri olduğunu öğrendiğinde de bunu kadınlığa atfetmesi de ilginç. Sadece trans bireylerde değil bazı interseks bireylerde de yumurtalık olabilir ve/veya kendisini farklı cinsiyette de tanımlayabilir. Ama tabiî ki bu kavramlar “halkımız arasında” çok bilinen konular olmadığı için akla da gelmiyor. Hoş çoğu zaman bizim de aklımıza gelmiyor. Daha önce de bloktaki birçok yazıda bahsettiğim gibi “kadın ve erkek” den oluştuğu varsayılan cinsiyet en içselleştirdiğimiz konulardan biri.

25 Ağustos 2013
hikayeci.livejournal.com/28679.html