Tek tanrılı dinlerden çok önce, çok tanrılı dinler zamanında kadın yüceltilebileceği kadar yüceltilmişti. Kadın tanrıçaların varlığı kadının her alanda kendisini göstermesine yol açmış ve kadın savaşçılar, kadın kahramanlarla dolu bir tarih yaratılmıştı.

Oysa tek tanrılı dinlerle birlikte kadının durumunun tam tersine dönerek alçaltılabileceği kadar alçaltıldığına tanık oluyoruz. Hz. Musa’nın (kitabı: Tevrat, Eski Ahit) dini, dişi tanrıların bulunmadığı ilk din. Tanrı erkeği kendi suretine benzeterek, kadını ise onun kaburga kemiklerinden birinden yarattığı anda eşitsizlik başlıyor. Kadının yaratılma gerekçesi bile onur kırıcı: Adem, hayvanlar arasında kendisine uygun bir yardımcı bulamadığı için yaratılmış Kadın.

Akılsız Havva, yasak meyveyi yediği zaman, Rab Allah onunla şöyle konuşuyor:

“Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım, ağrı ile evlat doğuracaksın ve arzun kocana olacak, o da sana hákim olacaktır.” (Tekvin)

Burada kadının hakimi belirlenmiş durumdadır artık.

Aziz Pavlus, Korintoslulara I. Mektup’ta şöyle diyor:

“… Her erkeğin başı Mesih ve kadının başı erkek, ve Mesih’in başı Allah’tır.”

Bakın bir alt kademede Aziz Augistinus tarafından bu nasıl yorumlanıyor:

“Erkek, sen efendisin, kadın senin kölendir. Tanrı böyle istedi.”

Hiyerarşik yapı belirlenmiş durumdadır şimdi.

Aslında Kur’an’da kadınların lehine birçok ayet vardır, ama erkek yorumcular bunlardan değil, başka ayetlerden düşünce ve yöntem üretmişlerdir:

“Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler. İtaat dairesinden çıkmalarından korktuğunuz kadınlara nasihat edin, yatağınızı ayırın, hafifçe dövün…” (Nisa, 54)

“Erkeklerin hakkı, onlardan bir derece fazladır.” (Bakara, 228)

“Kadınlarınız, çocuk yetiştiren ekin tarlalarınızdır. Tarlanızı istediğiniz gibi kullanınız.” (Bakara, 228)

Hadislerde ve ictihatlarda bu hükümler giderek ağırlaşacaktır.

Hiyerarşik yapıda filozofları da kadınlara saldırmaktadırlar. Erasmus’a göre kadın; “bir hayvan, açıkça deli ve saçma bir hayvan”dır. Platon da kadın düşmanıdır, Nietzsche de…

Sanatçıların, aralarında kadınlar da olmak üzere yazarların kadın düşmanlığı çarpıcıdır: “Dünyada, bir kadından daha beter bir şey olamaz, tabii başka bir kadın hariç.” (Aristophanes)

Fakat kadınlar da artık boyun eğmiyorlar. Kilise korkutuculuğunu yitirmeye başlamış durumda. Batı’da yasalar sayesinde özgürleşmeye başlayan kadınlar, gerekli esnekleşmeyi, çağdaşlaşmayı gösteremeyen Kilise’den giderek uzaklaşıyorlar. Özde Hıristiyan kalsalar da Roma’dan giderek uzaklaşıyorlar. Kilise kadınları yitirmek istemiyorsa, değişmek zorunda.

İslam dünyasında ise, kadınların aralarında Faslı kadınlar gibi özgürlüğü köle kalma özgürlüğü olarak anlayanlar var. Çarşaf altında güneş görmedikleri için Afganlı kadınların kemikleri eriyor.

Ülkemizde ise, kadınlarımız Cumhuriyet’in koruyucu şemsiyesi altında. Erkeklerimiz kadın dövme yarışmasında dünya birincisi olsalar da… Türkiye’de kadınların bir kesimi kadın düşmanı libidoyu alt edip özgürleşmek, bir kesimi ise Faslılaşmak, Afganlaşmak istiyor. İki kutup aynı potada yol katetmekteler.

Burada durup düşünüyorum, düşünürken tek tanrılı dinleri Erkek dinleri diye düşündüğümü farkediyorum.

Kaynak: kadinlar.com – 04 Ekim 2001