Profesör, doçent gibi akademik unvanlar kendi uzmanlık alanı üzerine doktora yapmış bilim insanlarına verilir. 

Bilim insanları beşerî veya pozitif bilimlerde bilimsel metotları gözeterek araştırma yapan, aynı zamanda eğitim veren ve tüm bunları belirli bir topluluk içerisinde diğer bilim dalları ile çelişmeden ve birbirinden yararlanarak sürdüren, belirli etik kuralları ve metodu benimseyen insanlardır.

İlahiyatçıların uzmanlık alanı olan din, hiçbir bilimsel temele dayanmadığı gibi birçok bilimsel gerçekle de çelişir durumdadır. Aynı zamanda din dediğimiz düşünce sisteminde sorgulamaya ve geliştirmeye müsait olmayan baştan kabullenilen dogmatik bir düşünce yapısı vardır.

Ayrıca bilimin en önemli metotlarından sayılan gözlem ve deney imkanlarından yoksundur. Bu ve buna benzer her türlü uğraş bilim-dışı kabul edilir. Örneğin parapsikoloji ve astroloji de bir bilim dalı olarak görülemez. Dolayısı ile bir üniversitede astroloji (astronomi değil) üzerine bir bölüm açıp bu işle uğraşan medyumlara da doktora verilmesi ne kadar absürt ve saçma ise böyle akademik unvanların ilahiyatçılara verilmesi ve üniversitelerde ilahiyat bölümlerinin bulunması da en az bunun kadar saçmadır.

Bir düşünceye çoğunluğun inanıyor olması onu bilimsel olarak gerçek yapmaz. Dinin üniversitelerdeki tek yeri sosyoloji, tarih, sanat tarihi hatta tıp gibi bilimlerde alt başlık olarak incelenmesi olabilir. Örneğin insanlık tarihini ortaya koyan bir çalışmada araştırmacı elbette ki geçmiş yıllarda toplumların inandığı ve buna göre şekillendirdiği kültürleri incelerken o insanların inandığı dini araştıracak ve çalışmasında kullanacaktır. 

Bunun haricinde kişiler elbette dini yorumlayabilir, araştırmalar yapabilir, argümanlar ortaya koyabilir. Bu konuda topluluklar oluşturup çalışmalar yapabilir. Fakat bu çalışmaların ve araştırmaların bir üniversite çatısı altında bilim insanlarına verilen unvanlar kullanarak yapılması büyük bir sorundur. 

Bugün dünya sağlık örgütünün (WHO) ve birçok bilimsel araştırmanın ortaya koyduğu üzere bir hastalık sayılmayan ve tüm dünyanın buna göre aksiyon aldığı LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans & interseks) bireylere yönelik bazı ilahiyatçılar açıkça dinen bu durumun sapkınlık ve hastalık olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum bizim en büyük problemimiz olan homofobi ve transfobiyi de körüklüyor. 

Din insanlar için bir maneviyat kapısıdır. İnsanlar elbette inandıkları dinin üzerinde çalışmalar yapılmasını isteyeceklerdir ve istemeleri de en büyük haklarıdır. Ancak bu çalışmalar bilimsel gerçeklik olarak değil, ait olduğu yerde ait olduğu şekli ile yapılmalı. İnsanlara bunun bir maneviyat ve inanç olduğu düşüncesi unutturulmamalıdır.