Senaryo yazarı, yönetmen, tiyatro ve sinema oyuncusu Levent Kazak ile gerçekleştirdiğimiz röportaj…

Öncelikle merhaba, bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kimdir Levent Kazak? Senaryo ve oyun yazarı, yönetmen, oyuncu gibi birbirine bağlı olsa da farklı işleri yaptığınızı görüyoruz. Mesleğinizi söylerken hangisini öncelikle söylüyorsunuz?

Rica ederim! Yaptığım her şey hikaye anlatmakla ilgili, hikayeciyim!

Üniversitede ondan fazla bölümde okumuşsunuz? Nasıl oldu bu? Nasıl başardınız? Hangileri bitebildi?

Pek okumak denmez. Kazandım, kayıt yaptırdım ve bir nedenden dolayı devam edemedim. Böyle bir döngü oluştu. Yoksa ortada ne bir başarı, ne bir rekor, ne de bir Einstein var.

Tiyatroya başladıktan sonra televizyona sıçramanız nasıl oldu? Tek kanal TRT döneminde, bir komedi programıyla ekranda yer bulmak zor olmalı ama siz yapabilmişsiniz

Evet çünkü yaptığımız yeni bir şeydi. İyi bir ekiptik, kendimiz yazıp çiziyorduk. “Kim Bunlar” zamanla kendi dilini yaratan bi iş oldu. İyi oldu, kısa sürdü.

Bugün ülkede bütün kandırmalar, yalanlar, absürtlükler için “Tiyatro yapmak” tabiri kullanılıyor. Bir tiyatrocu olarak sizi rahatsız ediyor mu bu durum?

Hayır. “Tiyatro her şeyi barındırır, bir şey dışında, o da yalan!” der bizim Nihat İleri. Der, ama yine de beni rahatsız etmiyor. Tiyatronun beşiği İngiltere’de de böyle kullanılır bu, İspanya’da da, Almanya’da da! Kelimeler zıplar, kendilerine farklı bir alanlarda başka türlü karşılıklar bulurlar. Buna engel olamazsınız. İngilizcede sadece ‘yalan’ olarak değil, askeri terminolojide de kullanılır ‘tiyatro’ kelimesi. ‘Theatre of war’ ‘savaş alanı’ demektir. Ve ki; evreni tiye alan ‘tiyatro’yu bu söylem mi rahatsız edecek?

Tabii diğer yandan da şöyle bir lokal durum var; sanatın her fırsatta kolunu bacağını kırıldığı bir dönemden geçiyoruz. İçkisiz bir festivali içki içilebilir diye iptal edip, tiyatro oyunlarını yasaklamakla yetmeyip oyuncuları yasaklanıyor. Karakollara tiyatro kapatma yetkisini verdiler. Savaşa hayır diyen doktorlar içerde. Koca bir oksimoronun içinde yaşıyoruz. Evet hassasız, eldeki avuçtakini kendimizce korumaya çalışıyoruz.

O Şimdi Asker, Neredesin Firuze, O Şimdi Mahkum ve Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü gibi arka arkaya dört tane ses getiren, yeni nesle Levent Kazak’ın öğreten dört filmden sonra sizi uzun bir süre sinemada ne yazar ne oyuncu olarak görebildik. Bunun sebebi neydi? 2015’te Senden Bana Kalan’la dönüşünüz nasıl oldu?

Bülent Üstün’ün Kötü Kedi Şerafettin’nini saymazsak doğru. Ama bu arada sinema dışı başka işler yaptım. Senaryo okulu kurduk, oyunlar yazdım, tiyatro yaptık. ‘Heberler’ yaptık bir kaç sene, çok da sevdiğim ve özlediğim bir iştir. ‘Senden Bana Kalan’la da bir dönüş filan olmadı, uyarlamadır, ben yazmadım.

 Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü, senaryosu ödüllü olsa da çok eleştirilmişti. Hala Ezel Akay’ın, Beyazıt Öztürk’ün katıldığı programlarda bahsi geçen eleştiriler bunlar hatta. Tepkinin bu kadar uç noktalarda olmasının sebebi neydi?

Eleştiriler film üzerinden değil, siyasiydi. Filmin içine yerleştirdiğimiz Osmanlı’nın kuruluş döneminden, mizah iktidar ilişkisine, oradan da Ayşe Hatun’un ağdasına kadar her şey dert oldu.

Siber zorbalık hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum bir de. Eylül Cansın, Hande Kader gibi dostları yitirdiğimiz zamanlarda haber sitelerine yapılan yorumlara üzülmemek elde değil. Yine, bu zorbalığın sadece LGBTİ bireyleri ile sınırlı kalmayıp herkese bir şekilde ulaştığını da görüyoruz. Böylesi yorumları okuduğumda “Acaba distopya üzerine kurulu bir eserin oyuncuları mıyız?” diye düşünmeden edemiyorum. Bu bağlamda, siber zorbalığı siz nasıl değerlendirirsiniz?

Maalesef! Bu zorbalıktan herkes sırayla ağzının payını alıyor ama tabii LGBTİ o sıranın hep en önünde olamak zorunda. Dünyada bu böyle, evrensel bir nefret. Empati kurma özürlü bir toplumda yaşıyoruz ve bütün sorunun burada yattığını düşünüyorum. Antagonist kendisi gibi olmayandan nefret ediyor, ya da tam tersi, sakladığı kendisi ile yüzleşemediğinden o nefreti üretiyor. Nefret empatiyi kör eder. Bu da böyle yıka döke tekrar ediyor.

Sosyal medyada yayınlanan en absürt haberlere bile çeşitli küfürlerle karşılık veriliyor. İlgili küfürler özellikle “aydın, sanatçı, tiyatrocu vb” kelimelere iliştiriliyor. Kitlesel bir nefret suçuna ramak kalmışa benzeyen bu iş nereye varacak dersiniz?

Herhangi bir projeksiyon yapamıyorum. Ama böyle devam etmesi imkansız, eşyanın tabiatına aykırı.

En kıymetli eseriniz hangisi desem?

Estağfurullah. Ama Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü güzeldir. Çok çalıştık, epey bir emek harcadık çünkü. Üstüne de battık. Severek birlikte olduk, severek battık. Aradan bunca yıl geçti, filmin meraklıları her geçen gün biraz daha artıyor. Üniversitelerde seyrediliyor, paneller düzenleniyor, tezlere konu oluyor, sosyal medyada gruplar kuruluyor, vs. İlgi filmin dramatik yapısından değil, filmdeki tarihi önermelerden kaynaklanıyor.

Ülkemizde, şüphesiz, en zor hayatları yaşamak durumunda kalan LGBTİ bireylerine dikkat çekmek istiyorum. Evinden, işinden ya da ailesinden kovulup sokaklara itilmiş insanlar var. Şiddet görenler ve daha beterleri; gelecekten umutlu olmalıyız sizce?

Evet olmalıyız tabii ama nefesi de iyi ayarlamak gerek, film kaç dakika sürüyor belli değil. Yalnız olmadığını bilmek çok önemli.

Şu günlerde üzerinde çalıştığınız bir projeniz var mı?

Var. Kitap yazıyorum, oyun hazırlıkları var, çizgi film çalışıyoruz filan..

Çalıştığınız ya da ürettiğiniz projelerde LGBTİ bireylerine yer veriyor musunuz?

Hikaye için gerekliyse tabii. Değilse ve hikayeyi bir ilişki ya da cinsellik üzerinden kurmuyorsan zaten kim heteroseksüel, kim lgbti belli değil ki, hayattaki gibi. Ama sahnelere eğlenceli olsun diye gay, trans karakter yerleştirmek sektörün oldukça büyük sorunlarından biri olduğunu söyleyebilirim. Tuhaf bir hikayem var bu konuda. Her senaryo yazarının olduğu gibi benim de var bir sürü çekilmemiş senaryom var. Çekilmemiş senaryolar genelde sipariş olur, ödemeler aşama aşama olduğundan bir noktada vazgeçer yapımcı, elinde kalır senaryo. Atsan atılmaz satsan satılmaz. İşte bunlardan bir tanesinin çekilmemesinin sebebi bir trans sahnesiydi. Evi terkeden küçük bir kızı gece yolda gören bir trans, tutar elinden onu evine götürür. “Ne gerek var?” demişti duayen bir yapımcı, “Neden polis götürmüyor ki?”. Çünkü dedim böylesi daha güzel! Filan! Uzatmayayım sorun olmuştu.

Son olarak LGBTİ bireylerine neler söylemek istersiniz?

Ne söyleyecem ki? Ama şarkı yollayayım bi tane, Tom Waits’ten “Dead and Lovely”, kızım cover’ladı, şurda:

Yanıtlarınız için lgbti.org adına çok teşekkür ediyorum. Var olun.

Siz var olun.


Röportaj: Varlık Ergen & Bay Kumpir