Genç bir eşcinsel, Kuzey Kıbrıs’ta eşcinsel olmanın nasıl bir şey olduğunu Kıbrıs’a anlattı…

HEP BÖYLEYDİM… “Ben hep böyleydim. 6 yaşında, insan cinsel kimlikle tanışır. 6 yaşında cinsel
kimliğimle tanıştığımda ben yine böyleydim…”

BÖYLE DOĞULUR… “Ben de aşık olalilirim, ben de bir şeyler hissedebilirim, karşımdaki insana karşı.
Ama sadece bu hemcinsimdir. Bir diğer farkı da, ben de evlenebilirim, belli başlı ülkelerde ama çocuk
yapamam. Bunun tek farkı budur. Bu kimliğin bir açıklaması yok aslında. Bu sonradan olunmayacak bir
şey. Bir insan böyle doğar…”

İKİ HAYAT… “Bir tanesi, insanların görmek istediği hayat, perdenin ön tarafında olan hayat. Bir
tanesi de perde arasında oynanan hayat. Hani, sahnede perde kapandığı zaman, o karanlık kısımda oynanan
hayat. Ama gerçek olan, perdenin arkasındaki. Ama bir şekilde, madem ki, perde dedik, tiyatro
izleyicisine görmek istediğini vermek de var. Birçok insan bunu yapıyor. Hatta sandığımızdan çok fazla
insan bunu yapıyor, şu anda…”

l TAHMİN EDİLENDEN FAZLA… “Eşcinsellerin de tahmin ettiğinden bile daha fazla eşcinsel var bu ülkede.
Daha doğrusu, aslında eşcinsel olup, biseksüel olmaya zorlanmış birçok insan var…”

l SADIĞIZ… “Bizim için gerçek bir beraberlik yakalamak çok zordur. Çünkü bu bir tabudur ve gecelik
olarak görüyorlar, insanlar birbirini. Sonradan tanımak istemiyorlar genellikle. O yüzden, samimiyetin,
sahiplenmenin ve birşeyler paylaşmanın değerini çok iyi biliriz. Birçok eşcinsel birçok
heteroseksüelden bu yüzden çok daha sadık ilişkiler yaşar.”

Aysu BASRİ AKTER

O, 24 yaşında yakışıklı bir erkek. Cinsel yöneliminin hemcinslerine karşı olduğunu keşfettiği günden bu
yana bu kimliği kabullenmiş.

Kıbrıslı bir Rum ile iki buçuk yılldır devam eden sıcak bir ilişkisi var. “Kıbrıs’ta eşcinsel olmak
zor” diyor.

Genç bir eşcinsel, Kuzey Kıbrıs’ta eşcinsel olmanın nasıl bir şey olduğunu Aysu Basri Akter’e anlattı.

KIBRIS: Kaç yaşındasın?

CEVAP: 24

KIBRIS: Eğitimine devam ediyor musun?

CEVAP: Tabii. Üniversite öğrencisiyim. İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde okuyorum. Aynı zamanda
çalışıyorum da.

KIBRIS: Bu röportajı vermeye nasıl karar verdin?

CEVAP: Artık ismini söylemeden, ya da kimliğini belli etmeden de olsa, birilerinin sesini çıkarması
gerektiğine kanaat getirdim. Kimsenin adına konuşmaya niyetim yok. Kimsenin adına da konuşmuyorum. Ama
kişsel bir seçimdi. Sadece, en azından bir kişinin, belki bir şeyler söyleyebilir umuduyla, ya da
belki, ses çıkaramayanların sesi olur umuduyla konuşmaya karar verdim.

KIBRIS: Sen kimliğini nasıl kabullendin, zor oldu mu, mesela, nasıl oturdu kimliğin? Neler yaşadın bu
süreçte?

CEVAP: Kimliğin oturması gibi bir şey oldu mu bende? Olmadı galiba. Belki çok klişe olacak ama ben hep
böyleydim. 6 yaşında, insan cinsel kimlikle tanışır. 6 yaşında cinsel kimliğimle tanıştığımda ben yine
böyleydim.

KIBRIS: Hiç sorgulamadın mı?

CEVAP: Sorgulamadım. Neden böyle diye sormadım kendime. Neden böyle diye sorsaydım, çok daha faklı
olabilirdi her şey. Çünkü, neden diye soran birçok insan var. Neden diye soran birçok insan da sonradan
kendine geliyor. 10 yıl sonra, 5 yıl sonra kendilerine geldikleri zaman çok daha farklı patlamalar
yaşayabiliyorlar.

KIBRIS: Sen daha bilinçli olarak görüyorsun anladığım kadarıyla kendini. Seni bu kadar rahat olmaya
iten şeyler neler? Mutlaka yazılı kurallar olmasa da belli baskılar sen de yaşamışsındır. Her ailenin
sessizce beklediği temel şeyler vardır, çocuklarından?

CEVAP: Sanırım benim kendimle barışık bir insan olmamın önemli bir etkisi oldu. Kabullenmek ise bunun
adı, kabullenmektir. O kabullenme evresinde de insanın kendiyle barışık olması lazım. O süreçte neden
diye sormadığın sürece, ya da, en azından, bir süre neden sorusu sormayıp bunu yaşamaya çalışmakla çok
daha barışık olabiliyor, insan kendisiyle. Kensiyle de barışık olduğu zaman, zaten her şey kolay gelir.

KIBRIS: Çevren biliyor mu?

CEVAP: Belli başlı bilen insanlar var. Zaten çevremin büyük bir kısmı eşcinsel. Onun dışında, bilinen,
normal, hani heteroseksüel diye gruplandırdığımız insanlar çok güvendiğim, hayatımın içinde olan
insanlar. Ve hani nasıl denir, artık yalan söylemek istemediğim insanlar.

KIBRIS: Ailen biliyor mu?

CEVAP: Hayır.

KIBRIS: Söylemeyi düşünüyor musun?

CEVAP: Belki ileriki zamanlarda. Çünkü şu an için doğal olarak, benden bazı beklentileri var. Ki, bu
konuda da çok şanslıyım. Bu konuda da üzerimde çok baskı kuran bir ailem yok. Ama bundan, 5 sene sonra,
sanırım her şeyi biliyor olacaklar. Ama konu, kendi ayaklarımın üzerinde durur durmaz, onlara bir
şeyleri anlatmak da değil. Zaten kendi ayakları üzerinde duran bir insanım. Maddi olarak, kendi
ayaklarımın üzerinde duruyorum. Ama şu an için ailemin bunu kaldıracağından emin değilim.

KIBRIS: Sence nasıl karşılarlar?

CEVAP: Herhalde ilk önce tedavi ettirmeye çalışırlar. (Gülüyor) Çünkü, bu klasik tepkidir. Birkaç
arkadaşım var, ailesi tarafından bilinen. Yaptıkları ilk şey, onu alıp, psikoloğa götürmek oldu. Beni
de muhtemelen ilk iş olarak, psikoloğa götürürler. Daha sonra, şu anda ayrı bir evdeyim. Kendi evlerine
alırlar, gözetim altında tutulurum kısacası.

KIBRIS: Üzülürler mi sence?

CEVAP: Tabii canım. Üzülürler.

KIBRIS: Sen bu kimliği nasıl tanımlarsın?

CEVAP: Şimdi bu kimliğin tanımlaması yok. Ben de senin gibi, ya da, diğer insalar gibi çok sevmediğim
bir adlandırmadır bu, ama, normal bir insanım. Yani şöyle açıklayabilirm bunu; ben de aşık olalilirm,
ben de bir şeyler hissedebilirim, karşımdaki insana karşı. Ama sadece bu hemcinsimdir. Bir diğer farkı
da ben de evlenebilirim, belli başlı ülkelerde, ama çocuk yapamam. Bunun tek farkı budur. Bu kimliğin
bir açıklaması yok, aslında. Bu sonradan olunmayacak bir şey. Bir insan böyle doğar.

KIBRIS: Tecavüz, taciz gibi kötü travmalar yaşayanların da bu kimliği benimsediğine dair genel bir kanı
var. Katılır msın?

CEVAP: Tabii. Bunlardan kaynaklananlar da var. Küçüklükte yaşananlar önemlidir. Bazen en büyük sebep
çok sevmesine rağmen, anneler olabilir. Bir anne, bir erkek çocuğu kadınlardan soğutabilir. Yaptığı
herhangi bir hareket, ya da davranışla. Bu pskolojik bir cezalandrıma tepkisi de olabilir. Ama bu bende
böyle değil. Ben hiçbir kötü tecrübe yaşamadım. Hatta çok şımarık, el üstünde büyütülen bir çocuktum,
ben.

KIBRIS: Tek çocuk musun?

CEVAP: Hayır bir tane de kızkardeşim var.

KIBRIS: Bu genetik olabilir mi diye de sorgulanıyor.

CEVAP: Genetik olduğuna inanıyorum. Benim ailemde de ben tek değilim. Her ne kadar bu karşımdaki
insanla da açık açık konuşulmamış da olsa biliyorum. Mutlaka bir ailede bir eşcinsel yoktur, birden
fazladır. Ya da biseksüeldir. Ama çekirdek ailemde yok, böyle bir durum.

KIBRIS: Kıbrıs’ta nasıl bir şey bu kimliği yaşamak?

CEVAP: Kıbrıs’ta bir kere bunu yaşamak zor. Küçük ada psikolojisi. İnsaların üzerinde öyle bir
psikoloji var ki, herkes, her şeyi bilmek için adeta cinayet işleyecek moda geldi. Kıbrıs insanı çok
sıcak, çok yakın, ama dedikoduyu da çok seviyor. Herkeste şu var; Bu kim? Bir şekilde, birilerinin
onlara göre açık olan yerlerini bulup, o açığa saldırmak istiyor, insanlar. Bu da bana göre, ada
psikolojisinden kaynaklanıyor. Bir yerde sıkışmış olmanın baskısı bu. Bu yüzden, Kıbrıs’ta bunu yaşamak
çok zor. Ama kapılar açıldıktan sonra, daha cesur olanlar için bu daha rahat. Çünkü, Rum kesiminde de
Türk kesiminde de herkesin sandığından çok çok daha fazla eşcinsel var. Devlet dairelerinden özel
kurumlara kadar heryerde var. Ve kapıların açılmasıyla beraber, Kıbrıslı Türkler, o tarafı Kıbrıslı
Rumlar, bu tarafı özgürlük olarak gördü. Her konuda olduğu gibi. Bu sadece, eşcinsellik için değil,
normal insanların kaçamakları için de çok serbest oldu insanlar kendilerince.

KIBRIS: Ne gibi zorluklar yaşıyorsun sen, ya da etrafındaki insanlar, cinsel kimliğinizden dolayı?

CEVAP: Bir kere, şöyle bir sorun var; çekirek bir arkadaş topluluğum olmak zorunda. Çünkü, maalesef ve
maalesef, bunu yaşayan eşcinsel olan insanlar da birbirlerini açığa çıkarmak için yarış halinde.

KIBRIS: Neden sence?

CEVAP: Ben bunu kendini gizleme olarak görüyorum. Şu vardır; işyerinde birlikte çalıştığı, hafta sonu,
barda beraber eğlendiği insanı, diğer iş arkadaşını köşeye çekip, bak bu eşcinsel deme olayı, maalesef
çok fazla. Bence, kendini aklamaya çalışıyor böylelikle insanlar.

KIBRIS: Bu kimliği kabul edip yaşamak kolay mıdır?

CEVAP: Kolay değil. İlk başta söylediğim gibi, insanın kendiyle barışık olması lazım. Öyleyse kolay
kabullenirsin. Çok da fazla psikolojik baskılara aldırmadan gidersin. Çevredeki baskılara çok fazla
aldırmazsın. Benim yaptığım bu. Biri evlen dediği zaman çok rahatlıkla gülerek, dalga geçerek, 10 yıl
sonra belki diyebiliyorum. Ama bunu diyemeyen insanlar var. 18 yaşında daha hiçbirşey yaşamadan bir
evlilik yapıp, bunu eşine itiraf etmeye kadar gidenler var. Ya da eşini yalnız başına tatile göndermek
için fırsat kollayan insanlar var, bunu yaşamak için.

KIBRIS: Senin etrafında böyle evlilikler var mı?

CEVAP: Var. Bu çok çok daha zor. Bir kere, evde eşi var, çocukları var. Başka bir evde, O’nu bekleyen,
başka bir insan var. Dediğim gibi, herkes normal bir hayat sürmek ister. Herkes sevgilisiyle beraber
olmak ister, 24 saat, ama bu yüzden çok daha ucuz hisseder insan kendini. Evli olan insanın dışında,
diğer insanın da hayatında büyük baskı oluşur. Kendini ucuz hisseder. Çünkü sevdiği insanla hiçbir
zaman sabahleyin beraber uyanamaz, eğer o insanın eşi, tatilde değilse. Diğer yandan, bir insanı
aldatmanın verdiği büyük baskı var. Onun dışında evli olan insanın da sürekli yalan söylemesi,
birilerini kandırması, sürekli iki hayat yaşaması gerekiyor. Bu benim için de geçerli. Bir tanesi,
insanların görmek istediği hayat, perdenin ön tarafında olan hayat. Bir tanesi de perde arasında
oynanan hayat. Hani, sahnede perde kapandığı zaman, o karanlık kısımda oynanan hayat. Ama gerçek olan,
perdenin arkasındaki. Ama bir şekilde, madem ki, perde dedik, tiyatro izleyicisine görmek istediğini
vermek de var. Birçok insan bunu yapıyor. Hatta sandığımızdan çok fazla insan bunu yapıyor, şu anda.

KIBRIS: Ama bu konuda yapılan bir araştırma yok bildiğim kadarıyla, kaç kişi var, yaşadıkları nedir
diye? Senin elinde böyle birşey var mı?

CEVAP: Benim elimde bir araştırma yok, ama bu hayatın içinde olduğum için gördüğüm, duyduğum hikayeler
var. Birebir yaşadığım insanlar var. Bunları yaşayan insanlar var, tanıdığım. Şunu söyleyebilirim;
hatta eşcinsellerin de tahmin ettiğinden bile daha fazla eşcinsel var, bu ülkede. Daha doğrusu, aslında
eşcinsel olup, biseksüel olmaya zorlanmış birçok insan var.

KIBRIS: Bir mahalle baskısı var mı, üzerinizde. Bakışıyla, tavrı ile rahatsızlık yaratan bir yapı var
mı, Kıbrıs’ta, iki insan eğlenirken, ya da birlikteyken, rahatsız olmasını sağlayacak?

CEVAP: İki bayan bir arada görüldüğü zaman sorun değildir. İki kız birlikte dışarı çıkmıştır. Ama iki
erkek bir arada görüldüğü zaman, ya da dört, eğer bunlar, meyhanede, kumarhanede ya da kerhanede
beraber değilse, herzaman çok ilgi çeker ve dönülüp bakılır, bu adamlar ne yapıyor diye? Eğer bunlar
biraz da farklı adamlar ise, daha fazla ilgi çeker. Ama bahsettiğim feminenlik, ya da giyim kuşam
kalıbı değil. Eskiden, “a bak p…” gibi giyindi” olayı vardı, ama artık o yok. Bir erkeğin kaşını
alması, artık çok normal. Buna rağmen, iki adam birarada olduğu zaman, acaba bu ikisinin beraber ne işi
var? Biri 20 yaşında, biri 35 yaşında, acaba bu ikisi beraber ne yapıyordur? diyor insanlar. Ve çok
bariz bir şekilde oturduğum masanın arkasından, sandalyesini benim sandaleyimin arkasına yaklaştırıp,
ne konuştuğumu duymaya çalışan insanlara kadar herşeyi yaşadım. Bakışlar var, ama tacize kadar
çıkarmaya cesaret edemiyorlar. Çünkü ben dönüp cevap verebilirim.

KIBRIS: Yani bir barda restorantta herhangibir eğlence merkezinde birlikte yemek yeyip, eğlenilebiliyor
burada?

CEVAP: Tabii tabii. Sandığımzdan çok daha rahat yaşıyoruz aslında hepimiz.

KIBRIS: Bizim yasalarımıza göre eşcinsellik bir suç. Hapisliğe kadar giden bir cezası var. Bu bir
ürküntü yaratır mı?

CEVAP: İşte kaçış bu yüzden zaten, Rum kesimine. Ya da maddi durumu daha iyiyse, İstanbula gider, hafta
sonu, ya da Amsterdam’a gider, ki, bu da en rahatıdır. Bizde genellikle eğlence mekanlarına damsız
girilmez. O yüzden, zaten eğer kendi aramızda eğlenmek istiyorsak, tercihim Girne, ya da Lefkoşa
değildir. Rum kesimidir.

KIBRIS: Orada nerelere gidersiniz?

CEVAP: Gay barlar var. Limasol’da, Larnaka’da var. Genellikle oralara gidiyoruz.

KIBRIS: Onların yaşadıklarını da ölçebiliyor musun gittiğin zaman?

CEVAP: Tabii ki. Bir kere benim erkek arkadaşım, Rum. Daha rahatlar. Çünkü benim görüğüm kadarıyla,
toplumda daha rahat bir kabulleniş var. Mesela benim erkek arkadaşımın ailesi haricinde, işyerinde
çalışan arkadaşları dahil, bütün çevresi, bizim çift olduğumuzu biliyor. Gayet rahat karşılıyorlar. Ev
içinde buluşabiliyoruz. Çıkıp yemek yiyebiliyoruz. Bizim tarafımıza göre daha rahat görüşüyor insanlar.
Ama şu var; rahatlıklarının en büyük sebeplerinden bir tanesi de onların ailesinden olmamamız. Bu,
birebir yaşadığım bir örnektir. Çok samimi olduğumuz bir çift arkadaşımız var. En büyük kokrularından
bir tanesi, çocuklarının eşcinsel olması. Ama çok da rahatlar bizim yanımızda. Biz de öyle.
Çocuklarıyla da görüşüyoruz. Ama mesela, bana sorduğu, sence bişey var mı? Aman olmasın, varsa da
tedavi ettirelim diyor. Onun da kendine göre savunması çok zor bir hayat yaşıyorsunuz, oğlumun, o zor
hayatı yaşamasını istemiyorumdur. Ama bunun temelinde, mutlaka bir homofobi yatır. Bana dokunmayan
yılan bin yaşasın anlayışı üzerinden gidiyor, hayat, Rum tarafında da ama en azından suç sayılmıyor.
Çok rahat, Larnaka’nın ana caddelerinden bir tanesinde, önünde gay bar yazan bir yer var. Buraya herkes
çok rahat girip çıkabiliyor. Suç sayılmıyor.

KIBRIS: İşyerinde bu bir sorun olabiliyor mu? Bunu gidip patronuna söyleyebiliyor musun, ya da o bunu
bir şekilde öğrenip, hissederse aynı şekilde davranabiliyor mu?

CEVAP: Benim patronum aynı şekilde davranmaya devam etti. İşyerimin sahibi değil de müdürüm biliyor.
Aslında biraz da bizim samimiyetimizden kaynaklanıyor. Çok da fazla tepki vermedi. Benim için sen
sensin dedi, senin kişiliğin, hayatın, senin hayatındır. Senin işine etki etmediği sürece, benim için
bir sorun yoktur dedi. Ama birçok patron, aynı tepkiyi göstermiyor. Daha negatif tepkiler veren, işten
atmaya kadar giden patronlar da var.

KIBRIS: Var mı çevrende böyle birşey yaşayan?

CEVAP: Tabii ki. Cinsel tercihi yüzünden, işinden atılan insanlar var. Bu bir şekilde dedikodu
zinciriyle gitmiştir. Bizden uzak dursun, bizim de adımız çıkar, olayıyla işinden atılan insanlar var.

KIBRIS: Senin ihtiyaçların, ya da toplumdan beklentilerin nelerdir? Her bireyin yaşadığı toplumdan
beklentileri vardır.

CEVAP: Şu anki durumda açık söylemek gerekirse, hiçbir beklentim yok. Çünkü çok samimi görünen, ya da
bu konuya çok pozitif görünen insanlar bile, birilerini deşifre etme peşidedir. Çok yaşadım, çevremde
yaşayan çok insan var. Acaba böyle mi sorusuna cevap bulana kadar insana çok pozitif yaklaşır, sonra o
acabası kalktığında, bunu dünyanın en önemli olayı gibi, çevresindeki diğer insanlara söyleyen çok
fazla insan var. Çok dedikodu var. İnsanlar gereksiz konuşuyor. İnsanların özel hayatına gereksizce
müdahale edip, ortaya dökmeye çalışıyorlar. Bence bu normal değil. Bu şekilde, kendilerince kendilerini
korumaya çalışıyorlar, ailelerini, çocuklarını korumaya çalışıyorar diye anlamaya çalışabilirim. Ama
koruma bir yere kadar gider. Korumanın sonrası, artık merak, ya da intikamdır. Böyle bakmak istemesem
de. Sanki bu çok büyük bir hastalıkmış gibi, feci şekilde araştırma içinde insanlar. Bu şekilde olan
bir toplumdan benim beklentim yok. Belki yasa geçebilir, bu bir suç sayılmaz ve konu sadece
dedikodularla kalır. Zaten yasa geçtiken sonra, herkes kendini ortaya atacak diye birşey yok. Bu bütün
dünyada böyle. Bu bir tabudur, bütün dünyada ve ne kadar yasa geçerse geçsin, bu tabu yıkılmaz.

KIBRIS: Kıbrıs’ı seyahat ettiğin üleklerle kıyaslayabiliyor musun?

CEVAP: Bir kere Kıbrıs’ı İstanbulla kıyaslayabiliyorum. İstanbul, ortamını çok iyi bildiğim, sürekli
gittiğim bir yer. Bizim kafamızda, herzman Kıbrıslı insanlar daha açık fikirli, Türkiyeli insalar daha
yobaz gibi, bir genelleme ve önyargı var. Bu konuda, Türkiye’deki insanlar çok daha çağdaş. Mesela,
İstanbul şu anda, eşcinsel turizminin merkezlerinden bir tanesi haline geldi. İstanbul çok değil, 10
yıl sonra, Amsterdam gibi olabilir. Çünkü, inanılmaz büyük bir gay life var. İnanılmaz büyük paralar
dönüyor, bu hayatın üzerinden ve bu bir şekilde çekici hale getiriliyor. Buradaki en iyi barlardan daha
iyi, çok daha kaliteli, lüks barlar var ve bu mekanlar tamamen eşcinsellere açık. Hatta heteroseksüel
insanların giremediği mekanlar. Ve İstanbulla Kıbrıs’ı kıyasladığım zaman, ben, İstiklal’de, ya da
büyük alışveriş merkezlerinde çok rahat sevgilimin elini tutup, yürüyebiliyorum, artık. Ve kimse dönüp
bakmıyor. Bu biraz da metropolde yaşamanın verdiği bir panik olabilir. Herkes ekmek ve hayat kavgasında
orada, ama sonuçta çok rahat. Onun dışında, Londra çok rahat. Yunanistan’da, Atina’da, insanlar artık
bunu tamamen kabullenmiş. Onun dışında, eşcinsellerin merkezi olarak görülen belli başlı yerler var.
Amsterdam mesela, dünyanın en rahat şehirlerinden bir tanesi. Son 10 yıldır, Mikanos adası, gay
turizminin, dünyadaki en büyük rantını döndürdüğü bir yer. Çok da pahalı bir yer. Ama böyle olmasına
rağmen, otellerde rezervasyon yaptırmak için 3-4 ay önceden otellere ulaşamanız gereken bir yer. Benim
gittiğim bu şehirlere baktığım zaman, Kıbrıs bunların en yobazı diyebilirim. Rum kesimi de dahil buna.

KIBRIS: Kız arkadaşların var mı eşcinsel olan?

CEVAP: Var.

KIBRIS: Onlar için daha mı kolay?

CEVAP: Dediğim gibi, iki kızın birarada görülmesi daha rahattır. O yüzden daha rahatlar, ama Onlar da
çok rahat yaşayan insanlar değiller.

KIBRIS: Psikologlar cinsel kimlik üzerindeki baskılar sonucu, eşcinsellerin, travma da
yaşayabileceklerini, hatta inthar eğiliminin çok güçlü olduğunu söylüyorlar. Sen buna benzer bir gel
git yaşadın mı?

CEVAP: Hiçbir şekilde bir travma yaşamadım. Ama şu vardır; ilkokuldan ortaokula geçiş dönemi çok
önemlidir. O zamanda herkes, yavaş yavaş, belli başlı arkadaş gruplarının üyesi olur. Erkekler
erkeklerle, kızlar da kzılarla takılır tenefüslerde. Yine belli başlı tabular içinde yetiştirildiğimiz
için herkesin ortaokulun başında, bir kız arkadaşı olması beklenir. Aynı şekilde, lisede kız arkadaşın
olmak zorundadır. Lise dönemi bir eşcinsel için en zor olan dönemlerden bir tanesidir. Neden kız
arkadaşın yok diye sorulmaya başlanır. Neden etrafında çok fazla erkek var sorgulaması yapılır. Beraber
takılınır, ama herzaman da bir sorgulama vardır. Okuduğum bir yazıda şu vardı; kızarkadaşını sevdiği
için kızarkadaşı değildir, O okulun en güzel kızı olduğu için öyledir. Ya da küçüklükte şu vardır; o
ağaçtaki kuşa sapanla taş atılır. Senden de sapanlar o taşı atmanı beklerler, ama sapanla o taşı atmak
bir görevdir. Erkek olduğun için kuşu düşürmek zorundasın. Bu şekilde devam eder ve bu baskıyı insan
içinde çok büyüktür. Eğer kendini kabullenmezsen, bunu bir noktaya kadar saklarsın. Sonra birkir ve
büyük bir patlamaya dönüşür. Bu patlama, ya bir intiharla biter, ya da eğer erkekse, aşırı feminen
şekilde ortaya çıkar. Feminen olan insanlara baktığınız zaman, genellikle, 15-16 yaşına kadar normal
yaşamış, sonra birden değişmeye başlamıştır. Bu, büyük bir kesimin tamamen kendi içinde yaşadığı
patlamadan kaynaklanır. Feminenlik savaşılması çok daha zor birşey. Feminense eğer bir insan, onun için
hayat çok daha zordur. Çünkü, nereye giderse gitsin, o yaftayı yapıştırılar üzerine. Ama bir yönden de
keşke biraz da feminen olsam dediğim nokta var. Ben hep bu dertten yakınmışımdır. Bir insana eşcinsel
olduğumu söylediğim zaman, ama sen normalsin. Feminen değilsin, yürüyüşün normal, jime giden bir
adamasın, çevresinde kız olan bir adamsın, diyorlar. Bu kalıp, zaten en büyük sorunlardan bir tanesi.
Eşcinsel dediğin zaman, sürekli kırıtan normalden daha kadın gibi olan teması geliyor akla. Ama işte
öyle değil.

KIBRIS: Peki yakışıklı bir çocuksun. Kızların ilgisini reddetmek zorunda kalıyor musun?

CEVAP: Oldu. Hatta geçtiğiiz hafta, sürekli gittiğim bir market var, orada kasiyer kız, sürekli
geliyorsun buraya, yan kasadaki arkadaşım, senden çok hoşlanıyor, telefon numarını versene O’na dedi.
Ben de teşşekkür ederim, ilgilenmiyorum dedim. O da kızarkadaşın mı var, diye sordu. Ben de hayır,
erkek arkadaşım var dedim. Şaşırdı. Ama hiçbir kadın aptal değildir. Kadınlar çok akıllı yaratıklardır.
Bunu ilk anlayan kadınlardır, herzaman. Genellikle normal erkeklerin yaklaştığı gibi yaklaşmaz eşcinsel
erkekler, kadınlara. Zaten eşcinsel erkeklerin etrafında çok fazla kadın olmasının bir sebebi de budur.
Bir anda, en yakın arkadaşı olabilirsiniz. Çünkü tehlikesizsiniz. Ve duygusal anlamda, onları daha iyi
anlıyorsunuz. Ama bizim için gerçek bir beraberlik yakalamak çok zordur. Çünkü bu bir tabudur ve
gecelik olarak görüyorlar, insanlar birbirini. Sonradan tanımak istemiyorlar genellikle. O yüzden,
samimiyetin, sahiplenmenin ve birşeyler paylaşmanın değerini çok iyi biliriz. Birçok eşcinsel birçok
heteroseksüelden bu yüzden çok daha sadık ilişkiler yaşar.

KIBRIS: Senin vermek istediğin özel bir mesaj var mı? İnsnalar bu röportajı neden okusunlar, ya da ne
anlamalıdırlar bu röportajdan, mesela?

CEVAP: Hasta değiliz. Bu bulaşıcı birşey değil. Bu sadece, bazı özel durumlarda, sonradan gelişen bir
tercih olabilir. Ama normalde doğuştan olan birşeydir. Umarım bizim toplumumuz da insanları olduğu gibi
kabullenmeyi öğrenip, en azından araştırmayı bıraksınlar. Bu bir özenti değil.

KIBRIS: Yani bu röportajı okuyan herhangi biri, sırf özendiği için bunu düşünmeyecektir?

CEVAP: Tabii canım. Kesinlikle, benim konuşmamın sebebi, insanlara şirin gözükelim, güzel gözükelim de
değildir. Bu sonradan oluncak birşey olmadığı için de vicdanen çok rahatım. Hiçbir çocuk, bunu
okuduktan sonra özenmeyecektir. Zaten bunu diyen bir insan varsa, o da sapkınlıktır. Kendi içinde
bastırılmış sorunları var, demektir. Onun dışında, bu röportajı okurken, Allah kahretsin, toplum buraya
kadar geldi diyecek çok fazla insan olduğunu da biliyorum. Lanet olsun, çıkıp konuşuyor, bunlar. Benim
oğlum olsa, öldürürüm herhalde, diyen insalar var. Ki, benim babam da bunlardan bir tanesi. Ama konuyu
doğru temellerde düşünmeye çalışsın en azından bu insanlar da. Bundan bir süre önce bir araştırma
okumuştum. Eşcinseller, genellikle çok başarılı insanlar oluyorlar. Çünkü toplum bizi kabullenmediği
için kendimizi ıspatlama savaşı içindeyizdir. Herzaman yaptığımız işin, en tepesine çıkana kadar
çalışırız. Bugün, dnyanın en büyük tasarımcılarının, modacılarının, adını dünya çapında duyrmuş yabancı
ya da Türk, çeşitli meslek grubundaki insanların büyük bir bölümü, biraz da bu sebeplerle eşcinseldir.

KIBRIS: Çok teşekkürler, bizimle konuştuğun için.

CEVAP: Ben teşekkür ederim.

DOÇ.DR. EBRU ÇAKICI (Psikiyatri Uzmanı)

Eşcinsellik kesinlikle bir hastalık değildir. Biz eşcinselliği cinsel bir yönelim olarak görüyoruz.
Genelikle bize bu konuda başvuran ailelere de durumu anlatırken, tercih yerine, “doğuştan gelen bir
yönelim” demeyi tercih ediyoruz. Çünkü tercih dediğiniz zaman, “tercihse, değişebilir” diye
düşünüyorlar. Oysa öyle değil. Nasıl bir kadının, karşı cinse bir yönelimi varsa ve bunu ne kadar
uğraşsak da hemcinsine yöneltmek mümkün değilse, bu da böyle bir şey. Değiştirilemez, tedavi edilemez.
Genellikle aileler durumu keşfettiklerinde, ilk bize başvuruyorlar. Neden diye sorguluyorlar. Bugüne
kadar nedeni net bir şekilde açıklanamamış. Bazı durumlarda, çocuklukta yaşanan travmatik olaylar da
belirleyici olabiliyor. Alınması gereken yeterli erkek modelinin olmaması da sebep olabiliyor. Ama
temelde bu bir yönelimdir. Yapılan araştırmalarda, herhangi bir biyolojik farklılık tesbit edilmemiştir.
Toplumda, eşcinsellik genellikle cinsel sapıklık olarak algılanıyor ve “aman çocuğumdan uzak dursun”
tepkisi veriliyor. Bu böyle değil. Biz toplum olarak, modern görünüyoruz, ama tutucuyuz ve dışlıyoruz.
Bir eşcinsel için ise, bu bir depresyon ve travma sebebi. Onları en derinden etkileyen şey ise,
aileleri tarafında dışlanmak. Oysa herhangi bir kişilik özelliğini kabullenir gibi, cinsel yönelimini
kabullenen herkes, çok daha sağlıklı yaşar.