Zamanın birinde bir köy varmış, kuş uçmaz kervan geçmez bu köyün özelliği sakinlerinin tamamının kör olmasıymış, tabi köydeki hayat kör düzene göre işlermiş, herkes ebedi bir karanlıkta olduğu için alışmışlardır böyle yaşamaya, ve tüm körler yaşamın bu şekilde olduğunu sanırmış, ağacın hışıltısı gelir ama rengi bilinmez, gülün kokusu gelir ama göz alıcı güzelliğini bilmezler, elmanın tadını bilir ama hangi ağaçta yetiştiğini bilmezler. vs vs..

Gel zaman git zaman köyde bir kadın bir çocuk dünyaya getirir, ve çocuk büyür, büyüdükçe sorunlar başlar, bu çocuk çok tuhaftır, alışılagelmişin dışında şeyler sorar, hiç inek görmemiş anne’sine *bu ne diye sorar, hiç bulut görmeyen babasına bu ne diye sorar, hiç kuş görmeyen amcasına bu ne diye sorar, tabi hiç biri cevap veremez. *çocuk delirdi diye şüpheye düşerler, hiç rastlamadıkları bir durumdur bu, köyde böyle bir olay hiç olmamıştır çünkü.

Ve aile karar verir çocuğu köyün bilge yaşlısına götürmeye, anne babası ve bu tahaf çocuğun söylediklerini merak eden herkes, kısa bir yolculuktan sonra tepedeki evinde dinlenmekte olan yaşlı körün yanına götürüp anlatırlar dertlerini.

Yaşlı kör çocuğu getirin bana der, *eliyle iyice muayene ettikten sonra *”’buldum” der elleriyle çocuğun açık gözlerini farkettiğinde ” buldum buldum, işte bunun bizden farkı bu , bu yüzden böyle tuhaf sorular soruyor” çözüm bilge efendi der anne baba yaşlı kör ” sıkıca tutun çocuğu ” der , köylüler tuttuktan sonra iki baş parmağıyla çocuğun gözlerini yerinden çıkarıncaya kadar bastırır yaşlı kör” işte tamam artık tuhaf şeyler soramayacak, artık bizden farkı kalmadı, der.