Merhaba ;

Ben bir interseks‘im. Daha açık olursam 46XY olduğum halde yani erkek karyotipe sahip olduğum halde kadın bedeninde dünyaya geldim. Tam androjen duyarsızlığından dolayı bedenimdeki testosteron hormonunu algılayan reseptörler çalışmadığından( nedeni keşfedilmiş değil) anne karnından itibaren dişi yönde gelişmişim. Ve şu anda da sosyal olarak kadın kimliğimle hayatımı sürdürüyorum. Ama hiç bir zaman kendimi tam kadın olarak görmedim,hissetmedim. Tam tersi erkek olarak da yani tam erkek olarak da göremedim. Biraz ondan biraz bundan ortaya karışık bir hal benimkisi.

Başta Translarla karıştırdım kendimi, kendi kendimi tanıma sürecinde. Sonra aradaki farkı keşfettim: onlar kendilerini tam olarak bir cinsiyete ait hissediyorlardı ama o hissettikleri cinsiyet içinde yaşadıkları bedenin cinsiyeti ile uyuşmuyordu. ve gün geliyordu büyük cesaret örneği sergileyerek bin bir türlü eziyet sıkıntı ve acılardan , sorgulamalardan sonra ve gerekirse toplumu ve kendi yakınlarını da karşılarına almak pahasına , sadece ve sadece “kendileri gibi olabilmek için” ameliyat olup huzura kavuşuyorlardı çünkü artık hissettikleri cinsiyet ile bedensel cinsiyetleri birbirinle uyuşuyordu. Sonra kendimi buna göre değerlendirdim. Ben böyle olamıyordum. ben hiç bir zaman kendimi bir tarafa tam olarak ait hissedemiyordum aynen türkiye gibi yani. türkiye de böyledir. ne doğulu ne batılı.. bu nedenle hep bir arada kalmışlık hep bir çatışma hali vardır. tam olarak bir tarafa ait hissedemiyordum ama aslında böyle olması da gerekmiyordu ya ! bu toplumun ,sistemin , markaların vs. bize dayattığı bir şeydi.

mesela neden bir giyim mağazasında reyonlar erkek -kadın olarak ayrılıyordu? ayrılmasa olmaz mıydı ? mesela tek bir reyon olsa herkes beğendiği ürünleri buradan alsa. belki ben alt tarafını kadın üst tarafını erkek reyonundan beğendiğim şekilde kıyafet alıp giyecektim. oduncu gömleğinin erkek giyimi olduğunu kim belirlemişti ? , neden kadınlar babet-topuklu ikilemine hapsedilmişti ? neden kadın giysileri hep dar , erkeklerin ki hep bol oluyordu. Neyse konuyu dağıtmayayım olaylara biraz yukarıdan bakabilen herkes veya kalıplaşmış zihniyet yapısına sahip heterolar haricinde biz geri kalanlar bunu sorgulayabiliriz. sonradan şunu farkettim : cinsiyetler,hani bize ilkokulda öğretilen o lanet kümeler konusundaki gibi birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılan kümeler gibi değillermiş. cinsiyet bir skala imiş. yani iki en son ucunda kadınlık ve erkekliğin olduğu bir skala. ve yaşayan 7 milyar insan bu skalanın her bir yerine dağılmış durumda. yani herkes biraz kadınsı herkes biraz erkeksi imiş yani 3,5 milyarı pembe bulut kümesinde 3,5 milyarı mavi bulut kümesinde değilmiş ! Sonra çeşitli başka tanımlardan sonra İnterseksüel kelimesini keşfettim. evet ben bir interseksüeldim. ve beni en iyi ifade eden kelime buydu. “İnter ” kelimesi latincede “ara, arasında” demek ama “trans” ise “bir yer ve halden başka bir yer ve hale geçmek ” demek. Ben de tam aradaydım işte. beden olarak da , ruh olarak da “aradaydım”. tabii hep bir eksiklik duygusuyla yaşayan bir interseks. Olması gerektiği halde penis’i olmayan testisleri olmayan buna mukabil vajina, uterus(rahim) ve overleri (yumurtalıkları) da olmayan bir insan. aslında hiç bir cinsiyette değildim yani ! yani kendi bulduğum bir tabirle “ne bir kızım ne bir erkek , aslında hem kızım hem erkek” durumundayım. eski tabirle “gerçek hermafrodit” değilim ama. onların kromozom yapıları biraz xx biraz xy. ben ise tümüyle XY kromozomlara sahibim. işte böyle.

biraz da ameliyat sürecimden bahsedeyim. 16 yaşımda artık tüm çevremdeki yaşıtım kızlar regl olmuşlarken ben hala olmamıştım. aslında bundan hem korkuyor hem de memnuniyet duyuyordum. çünkü böyle kadınsal mevzulardan nefret ediyordum. tıpkı bayramlarda annemin zorla bana elbise giydirmek istemesinden nefret ettiğim gibi. tıpkı 12 yaşımdan itibaren büyüyen ve o sıralarda hala da devam eden göğüslerimden ettiğim gibi. En sonunda doktor’a gitmeye karar verildi. ve bir tanıdığın önerdiği doktora gidildi. o doktor bu durumun kendini aştığını ifade ederek başka bir doktora gönderdi. diğer doktor bu konularda daha uzmanmış. ona da muayene oldum. yetmedi bir iki defa daha gittim. erkek ruhlu bir insanın kadın doğum koltuğunda mecburen ve zorla nefret ede ede bacaklarını açarak yatması nasıl bir işkencedir rabbim ! Daha sonra genetik testin yapılmasına karar verildi , gidip yaptırdık. ve bingo ! 46XY imişim. ama bir sorun var bu durumda sakalımın çıkması göğüslerimin büyümüyor olması ve kadınlara ilgi duymaya başlamış olmam gerekmez mi ? ama bunların hiç biri ben de yok. yani ben bir testiküler femineymişim. yani tam türkçesiyle “testisli kadın”. Varmış böyle birşey hatta ben böyleymişim ! tüm bunları tabii o sıralar bilmiyorum , saklanıyor benden. internet de öyle yaygın değil. daha google’lamak deyimi çıkmamış. sonra sonra o günleri hatırladıkça o muayenehanedeki hemşirenin bana neden acıyan gözlerle baktığını farkediyorum !

tüm bu anlattığım süreç 1-2 yılı buluyor.yaşıtlarım dışarlarda sevgilileriyle fink atarlarken aşk-meşk konularına girmişlerken ben hastane ve doktorlarda bunlarla uğraşıyor evde kendi durumumu keşfetmekle meşgul oluyordum, büyük bir şaşkınlık ve derin üzüntü içinde Sonra o doktor beni artık üniversiteden zamanında öğrencisi olan ve bu konularda uzman olan doktora devrediyor. onunla lise bittikten sonra gonadektomi ameliyatı olmak üzere sözleşiyoruz. yani vücumdumdaki gonadlar( testis ile yumurtalık arası organ , normalinde birinden birine dönüşmesi gerekirken dedim ya ben ortada kalmış olduğum için onlar da dönüşmemiş ) alınması gerekiyormuş. çünkü ilerde 30’lu yaşlarıma doğru bunlar kötü huylu tümöre dönüşebilirmiş ve kanser olabilirmişim. işte bu nedenle lise bitince 19 yaşımda oldum ameliyatımı. Ve artık gonadlarım da yoktu onlar da benden alınmıştı. bir nevi hadım edilme işte , bildiğin kastrasyon yani. her şey tamam da bir sorun vardı. ameliyattan sonra ömür boyu östrojen hormonu ve kalsiyum desteği almam gerekirmiş. bunu öğrenmem benim gibi başı ağrıdığında ve hatta hasta olduğunda dahi ilaç kullanmak istemeyen , doğal yolları tercih eden bir insan için adeta yıkım olmuştu. üstelik tüm bunlara rağmen kemiklerim hala hızla erimekte ve şu anda da 50li yaşlara ulaşmış ve menepoza girmiş bir kadının kemiklerinin haline gelmiş durumda.

iyi de tüm bunları bana ameliyattan önce söylemediler ki ! yeni yeni yurtdışında bu ameliyatı yaptırmak istemeyen ve yaptırmayan insanların varlığını keşfettim. onlar böyle hadım edilmeye karşılarmış ve tıbbın toplum dayatması sonucu oluşan ameliyat baskısına karşı koyuyorlarmış. ne de olsa tıp bizim adımıza karar veriyor ya ! biz “anormal”iz tıp da büyük bir iyilik yaparak bizi “normal” e çevirmeye çalışıyor. ama buna karşı çıkıp ameliyat olmayan insanlar sıradan bir kadının her yıl göğüslerini kontrol ettirmek için yaptırdığı mamografi gibi gonadlarını yıllık rutinlerle kontrol ettirerek durumu böyle kurtarıyorlarmış. ve kemik erimesi diye bir dertleri de olmuyormuş. ama tabii durum benim için artık ” geçti borun pazarı sür eşeğini Niğde’ye” benim gibi interseks olup bu ameliyatı olmamış olan varsa iyi düşünmesini tavsiye ederim. doktorunla bu konuyu iyi tartışmalı. Bedenimiz bize ait ve onun üstündeki söz hakkı da bize ait. Neyse işte hikayem böyle. hala hayatımı bu şekilde sürdürüyorum. tabii yıllarca süren yalnızlık , mutsuzluk , umutsuzluk duygularımı , ağlamaları , korkuları anlatmamın gereği yok. hani bazıları der ya çocukluğumu yaşayamadım diye, ben ise gençliğimi yaşayamadım. hiç yaşıtlarım gibi de olamadım. bu durum bende psikolojik bozukluklara da yol açtı tüm bunların hepsi bir yumak gibi içiçe geçti ve bunlarla sarmaş dolaş bir şekilde yaşamaktayım. tabii ki hiç bir şey yokmuş , her şey yolundaymış, gayet mutluymuşum rolü yaparak ve gerçek cinsel kimliğim gizli bir şekilde. nerdeyse toplumun tamamına yakını tarafından cinsel kimliğimin yani interseksüelliğin anlamı bile bilinmeden… hep de merak etmişimdir aslında neden LGBTT lerin sonuna bir minicik “i” eklemezler diye düşünerek…

Evrim – 18 Mart 2012
https://hikayeci.livejournal.com/24019.html