Haziran olayları belki de çoğu şey için bir başlangıç veya çoğu şey için bir bitim oldu. Polise, medyaya ve devlete karşı olan güven konusu Gezi olayları ile birlikte her kesim tarafından tartışılmaya başlandı. Biz LGBTİ‘ler için büyük değişimler oldu mu, derseniz “Amip gibi çoğaldık.” cevabını veririm. Neden bu cevabı verdiğimi yazımın ilerleyen satırlarında açıklayacağım.

LGBTİ’ler ülkede her zaman olan, ezilen, görünürlükleri her zaman arka sayfalara itilen bir kesim oldular. Sağcılar, solcular, devlet, polis, aile arasında kalıp hep üvey evlat damgası yediler. Yıllar önce solcular tarafından dayak atılan ve asalak olarak görülen LGBTİ’ler daha sonraki yıllarda ise potansiyel oy deposu olarak görülmeye başlandılar. Bu büyük oy sandığını siyasal partiler ne kadar iyi değerlendirirlerse o kadar çok oy alabilirlerdi.

ÖDP, CHP, HDP vs gibi partiler bu denizden gani gani faydalanmayı başardılar. Öyle ki biz LGBTİ’leri öyle bir duruma getirdiler ki, LGBTİ mücadelemizi arka plana atmayı başarabildik. Cinsel yönelimlerimize, cinsel tercih diyen kesim bir süre sonra bize “LGBTİ yoldaşım.” demeye başladı.

Derken yıllar sonra Gezi parkı olayları patlak verdi. Ülkenin her yerinde halk, sokağa çıkmaya başladı. Eee biz ibneler durur muyuz?

Tabi ki durmayız. Yıllardır içimizde biriken şeyleri artık bizler de haykırmalıydık. Taksim’de, Ankara’da, Gündoğdu’da kurduğumuz çadırlarda LGBTİ’lerin de her yerde olduğunu göstermeye çalıştık.

İnsanlar polisten kaçarken bizler kaçmadık ve çatıştık.

Çünkü onlar tecrübesizdi biz ise yıllardır bu olaylara maruz kaldığımız için nasıl çatışacağımızı, nasıl kaçacağımızı iyi biliyorduk. Bir sağlık görevlisi gibi ilk yardım yapmayı bile beceriyorduk. Çünkü bizler dayak yerken ve yaralanırken bizleri iyileştiren yine bizler oluyorduk.

Bunları gören halk, siyasal örgütler vs bundan hoşnutluk duymalı ki bizlere; “ibne yoldaşım, LGBTİ’li hevalim!” diye seslenmeye başladılar. Diğer taraftan penguen medya olarak nitelendirilen Türk televizyonlarının güvensiz olduğunu gören halk; Sadettin Teksoy ve Levent Kırca gibi şahsiyetlerin halkın gözünde kötü gösterdiği travestilerin, kötü olmadıklarını, jilet atmadıklarını gördüler. Bu onlar için çok ilginç ve hoş geliyordu sanırım. Çünkü onlara öğretilen ve anlatılan trans veya LGBTİ profili çok farklıydı. Sürekli seks beyinli olan, içen, düşünemeyen her kötü alışkanlığa sahip insanlar olarak tanıtılmıştık. Gezi olayları ile birlikte bu anlatılan mit’lerin yalan olduğunu gören halkın biraz da olsa sempatisi oluşmaya başladı. TV programlarında, kent konseylerinde, gazetelerde sıklıkla yer almaya başladık. Partiler, LGBTİ komisyonları kurmaya başladı ve herkes bir anda politik birer insana dönüştü. Politikanın p’sini bilmeyen apolitik insanlar, birden kırk yıllık siyasetçi kesilmeye başladılar başımıza.

Onlarca LGBTİ örgütü kurulmaya başladı ve hâlâ da kurulmaya devam ediyor. Kısacası gezi sadece görünürlüğümüzü arttırdı…

Şimdi amip gibi çoğaldık lafına gelelim; daha önceleri sol örgütlerle birlikte siyasal alanda artış göstermeye başlayan LGBTİ’ler Gezi olayları ile birlikte birken on, yirmi hatta otuz olmaya başladı. Gün geçtikte level atlaya atlaya çoğaldık. Yani kısacası amip gibi çoğaldık… Yazımı Nor Zartonk’un duvarında gördüğüm ve çok hoşuma giden Ermenice bir söz ile bitirmek istiyorum;

Bizler hep vardık, varız ve var olacağız‘.”