“Bedenlerimizi ayırma…” sloganıyla cinsel kimlik çıkmazını ve cinsiyet ayrımcılığını ele alan kısa stop-motion filmin sahibiyle söyleşi yaptık.

Öncelikle, Ömer Kaçar kimdir? Sizi tanıyabilir miyiz?
Kocaeli Üniversitesi’nde Dramatik Yazarlık ve Radyo, Televizyon ve Sinema (Çift Anadal)  bölümlerinde öğrenim görüyorum. Yazınsal, görsel işlerle uğraşıyorum. Pop kültürü, toplumsal cinsiyet, yeni medya alanları ilgimi çekiyor; bunlar hakkında araştırmalar  yapıyorum. Bir tür disiplinlerarası arayış…

LGBTİ birey misiniz?
Hayır, değilim. LGBTİ bireylerin kimlik politikalarını savunuyorum. Queer kuramını da benimsediğimi söyleyebilirim. Bu ikisi karıştırılmamalı. Epey derin, hassas konular. Bana göre, cinsel pratiklerle ilgili her tür etiket yıkılmalı. Şu cinsiyet denen şey, tam bir baş belası. Kimlikler, özünde marjinal değil. “Kadın yalnızca erkeğe, erkek de yalnızca kadına karşı arzu besler” anlayışıyla savaşmak gerek. Yıkıcı bir anlayış… Cinsel kimliklerin sayısı iki değil. Çok daha fazla. Hatta sınırsız! Şu ya da bu cinsiyete sahip olmayanlar için “haa, öyle miymiş?” veya “hmm, şu muymuş?” diyenler var. Neyse, bunları zaten biliyoruz, bunun için savaşıyoruz ya…

Kamu spotu tadında “Bedenlerimizi ayırma…” adlı marjinalleştirilen cinsel kimlikler/cinsiyet ayrımcılığı bağlamında lezbiyen temalı kısa bir stop-motion film çektiniz. Stop-motion film nedir?
Stop-motion bir tür tekniktir. Nedense ben bu tekniği “tür” olarak görmüyorum. Tür, kavramsal problemdir. Film de, video da hareketli görüntü. Yani saniyede 24-25 kare fotoğraf. Artık daha da fazlalaştı bu sayı. Stop-motion, durağan objeleri hareket ettirip, genelde saniyede 24 kareden daha az sayıda (ortalama 15) fotoğraflayarak birbiri ardına dizme işi.

Ne kadar süredir stop-motion film çekimi yapıyorsunuz?
Bu minik iş, benim ilk stop-motion denemem oldu. Kendi başıma baya eğlendim. Daha önce de üç kısa film yazıp yönettim, video-art denemem de oldu.

Stop-motion film çekimi için ne tür donanım ve yazılıma ihtiyacı duyulur?
Basit bir fotoğraf makinesi, tripod, kurgu programı, oyuncak/kil ve azıcık sabır yeterlidir.Tabii senaryo olmazsa olmaz.

Çekimleriniz ne kadar sürdü?
İki dolu günümü aldı. 1000 tane kadar fotoğraf. Aslında daha fazla çekmem gerekiyordu ama bu kadarı da hikâyeyi aktarmaya yetti.

Neden lezbiyen temalı bir film yapma gereksinimi duydunuz?
Aslında bu film, almakta olduğum “Medyada Toplumsal Cinsiyet” dersinin kamu spotu projesiydi. Elbette yalnızca proje olsun diye yapmadım. Cinsiyet meselesi uzun zamandır aklımı meşgul ediyordu. Hâlâ ediyor. Belki bu deneyim sayesinde benim de aklımdaki bazı parçalar birleşmiştir. Biliyoruz ki oyuncak bebekler, sandığımız kadar masum değiller; onlar,çocuklarda cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesine neden oluyor. Kanlı canlı oyuncu yerine ruhsuz oyuncakları seçmemdeki alt metnim buydu. O cadalozlar ruh kazanmış oldu. Obje olarak kadın figürlü oyuncaklar kullansam da aslında onlar genel anlamda cinsiyeti temsil ediyorlar. Ayrıca erkek figürleri bulmak çok zor. Onu da anlamış değilim. Bulamadım diye bu figürleri seçtiğimi artık itiraf edeyim! (Gülüşmeler.) Belki gay bireyleri de ele alabilirdim.Veya interseks. Ne de olsa “beden” başlı başına politiktir.

Çekimi kaç kişi gerçekleştirdi?
Ben ve minik oyuncaklarım… Obje hareketlerinde arkadaşımın da yardımı dokundu.

Filmde tam olarak vermek istediğiniz mesaj nedir?
Baskıcı topluma ve iktidara karşı inatla, aşkla, özgürce birleşmek… “Bedenlerimizi ayırma…” sloganında ironi var. Finalde ayrılan bedenler, hem düşünsel “ayırma”ya, hem de salt eylem olarak “ayırma”ya yaslanıyor. Spoiler mı verdim yoksa? Ben ufaktan kaçıyorum.

Türkiye LGBTİ Birliği
lgbti.org