Ben hala Lezbiyen, hala sevdalı..Bugünler de yeni bastığım, sonra ufaktan ayağımı korkarak kaldırdığım yirmidördüncü yaşımla başbaşayım. Ne özelliği var bu yaşın diye sorsam da kendime, nedense o çok korktuğum otuzlara yaklaşıyor olmanın verdiği ağır bir çekim herhalde diye karar kıldım kendimce. Geçenler de yine altılı yaşlarıma gittim, arka bahçede öptüğüm kız geldi aklıma, hem hınzır hem umursamaz, hem de maceraperest bir çocuktum. Kızları öper öper salardım, biri de yahu sen beni ne halt yemeye öpüyorsun demezdi. Düşünüyorum da doğru düzgün konuşmazdık bile, ergenliğimin zirvelerinde bu duygunun başıma tonlarca çorap öreceğinden habersizdim o sıralar.

Bundan on yıl öncesi, tahminen bugünler kalbim de, beynim de ve beni saran tüm organlarım da şimşekler çakmaya başladı. Bir kıza aşık olmuştum, ya da her neyse ölesiye bir heyecan, karşı konulamaz duygular vs vs. Bu garip duygular beni hem mutlu ediyor, hem korkutuyordu. Bazı geceler daha çok korkardım. Nasıl başa çıkacağımı bilmediğim duygular yanında toplumun sapık Lut’u olmaya aday bir çocuktum. Öylesine sapıktım ki ; uzaktan uzağa izlediğim iri gözlerinin içindeki o müziği duyabiliyordum. Erkenden uyanıp saatlerce aynanın karşısında onu görecek olmanın heyecanıyla saçlarımı saçma sapan şekillere soktuğumu hatırlıyorum. Ben bu duyguları hissetmeye başladıktan sonra –ki sapıklığımdan olacak ! Son hınzır öpücü halimden eser kalmamış, utangaçlığımla dağı taşı inletir hale gelmiştim. İlk aşkımı asla öpemedim..

Kendim de gelişen bu ani duygular yoğunluğunu elden bırakmayıp beni evire çevire peşinden sürüklüyordu, içinde bulunduğum şeyin ne olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Çözdük çözmesine de hoşlandığım kızlara bunu söylemek bir yana dursun, işin içinden çıkamama hali tüm beyin fonksiyonlarımın da o çağlarda hızla çalışmasına neden oluyor, bu derslerimi bile olumlu etkileyebiliyordu. Bunca engamenin içinde, uçkuruyla başı dertte olan yaş grubunun en saydam haline bürünmüştüm velhasıl. Çıkarımlarım, bakış açılarım falan öylesine bir değişime girmişti ki buna karşı koyamıyor, artık yaşıtlarımla kesinlikle anlaşamıyordum. Sonraları bu duygunun beni asla bırakmayacağına ve bununla da yaşayabilceğime karar verdim birkaç intihar denemesinden sonra..

Hayatıma lise yıllarımda hiçbir açıklama yapmam gerekmeyen ve hooolaaa diye yaşayabileceğim birçok kadın da girmişti. Daha ne istiyordum ki! Hafta da en az iki kadınla birlikte oluyordum ve sonrasında hiçbir şey olmamış gibi dışarı çıkıp mutlu mesut eğlenebiliyorduk. Ama yetmiyordu! İhtiyacım olan şeyin bedenen değil, ruhen bir şey olduğunu fark etmemiş olsaydım. Ruhuma yenik düşerek üniversite yıllarımı bu denli melankoli olarak yaşamak zorunda kalmazdım belki de.. Aşkın öteki adı ‘’Kadın’’ olmuştu hayatımda. Elbette ki toplumsal ahlakı dibine kadar önemseyen her Lezbiyen gibi bir de erkek arkadaşım ! Toplumsal ahlak bazen gözüme kaçsa da eskisi kadar ağlatamıyor beni. Ördek beceren adamdan sonra oldu bu diye düşünüyorum bazen, ya da tecavüzcü amcalar da benim ahlakımı bir tarafıma sokmama neden olmuştur.

Şimdilerde ruhumun boş boş broo kafasında gezdiğinden eminim ! Uzun zamandır yanan canımın acısını boş bir kalple alıyor, hatta bazen hiç sevmedim ben onları diye buna inanmaya çalışıyorum. Ben en çok kadın sevdim bunu biliyorum. Ben hala huzurla uyuyabileceğim o kadını arıyorum. Eşcinsellik kalpte.. Kalbimi dolduran bu duygulara karşı koyacak hiçbir güç, hiçbir ahlak tanımayışım bundandır. Benim dünyam da bir kadını en çok bir kadın ağlatabilir, ve tüm şarkılar bir kadına gider. Toplumu değil de ahlak kurallarını kendiniz de bulmanızı tavsiye edebilirim ancak. Ve inandığım tek şeye inanmaya devam edebilirim. Aşkın en koyu renginde bir durakta ‘’Seni Sevgilim’’ bekleyebilirim..