Rosemary M. Canfield Reisman‘ın Gay and Lesbian Themes adlı kitabının Queer Teori‘yi anlatan kısmında, sayfa 2 ve 3’te bulunan Pushing The Boundaries of Normal Versus Queer yazısının çevirisi…

     Queer teori, her sistemin içsel mantığını tespit edip ortaya çıkarmayı tercih ederek- ki bu ona- normal ve normal dışı engele- sıklıkla karşı gelerek olur- normal dışının sonuçlarını ve doğasını ve normal olanın normal olmayanı kendi normalliğini güçlendirmek için kullandığı yolları keşfederek cinsel kimlik ve yönelimi yöneten ikili mantık gibi hem konstrüktivist (yapılandırmacı) hem de esansiyalist (özcü) yaklaşımı reddetti. Queer teorisyenleri bu görüşlerde, Sokratik diyalogları atfeden Plato’nun diyalektik söylemleri tarafından kurumlaşmış mantık ve akla yatkın tartışmasının Batı sistemlerinin temeli ve ifadelerini reddeden, post-yapısalcıları takip eder. 

     Kuruluşunda, en akla yatkın olarak dilbilimci Ferdinand De Saussure ve filozof Jacques Derrida tarafından bu zorluk, dilin kendisine getirilir. Saussure işaretçi olarak adlandırdığı kelimeyle, işaret edilen olarak adlandırdığı tanımın arasında doğal bir bağ olmadığını savunur. Derrida, bir kelime ve tanımı arasındaki ilişki yalnızca geçici olabileceği için, bu ilişkinin sabit ya da stabil olmadığını ancak kayma –karşılığında, tanımlanmak zorunda olan başka kelimeler kullanarak bir kelimeyi tanımlama işlemi- olarak adlandırdığı şeye konu olduğunu belirtir. Bu yüzden bir düşüncenin anlamı asla sabit değildir; o daima, onu detaylandırmak için kullanılan terimler zincirine bağlı bir akış hali içindedir. Queer teorisyenleri, her birinin kendine özgü bir tarihsel yörünge boyunca kurulan ilişkilerinin ağına bağlı olduklarını savunarak, en az şekilde geçici olan; muhtemel olarak anlamsız olan ve arzuyu, cinsiyeti ve böylelikle de kimliği düzenlemeyi hedef alan dengesiz ve baskıcı güç yapısına hizmet eden sabit tanımlamalara direnerek; cinsel kimlik, toplumsal cinsiyet rolleri ve arzuya, benzer bir mantık uygularlar. Bu yöntemde çalışan analistler tarafından benimsenen ‘‘queer’’ terimi çok tartışmanın sebebi olmuştur. 

     Tarihsel olarak, ‘‘queer’’ terimi hem anlam karmaşıklığına yol açabilen hem de küçük düşürücü olmuştur. Queer çalışmaları alanında queer terimi çok anlamlılığı ve onur kırıcılığı yüzünden genellikle kesin bir şekilde kavranmıştır; terim dinleyiciyi sarsar, tartışmayı kışkırtır ve normalin ne olduğu tanımlarına karşı çıkar. Pratikte queer teori ilk ve en önemli olarak kendini tanımlamak için uğraşır. Yönlendirdiği sorular ‘‘queer’’ teriminin ne anlama geldiğini, eşcinsel, lezbiyen ve transseksüel gibi benzer kavramlarla nasıl kesiştiğini ve onlardan nasıl ayrıldığını ve ‘‘queer’’in ‘‘normal’’in üzerindeki olası etkisinin ne olduğunu (örneğin, bir şeyi queerleştirmek/bozmak/mahvetmek) içerir. Böyle tanımsal stratejiler genellikle gelişmekte olan bir çalışma alanını nitelendirirken, bu araştırma biçimleri kendi disiplin konusunun sınırları içinde kalabilsin diye sürekli olarak standardı oluşturan şeyi sorgulayarak, queer teori bu stratejilerin, kendi analizinin merkezi odak noktası olarak kalmasını talep eder.